Bu sayıyla bulut ve yazılım sözleşmeleri üzerine yeni bir yazı dizisine başlıyorum. İlk konuyu seçmek zor olmadı, çünkü geçen hafta yayımlanan üç duyuru, şirketlerle yaptığım görüşmelerde en sık karşılaştığım yanlış kanaati yeniden gündeme getirdi: “Verilerimiz sağlayıcının sunucusunda, güvenlik de onun işi.”

Kişisel Verileri Koruma Kurumu 21 Ekim 2026’da Dermojet Sağlık Ürünleri, Güllüoğlu Gıda ve Kurukahveci Mehmet Efendi Mahdumları hakkında veri ihlali duyuruları yayımladı. Üç duyuruda da ihlal benzer biçimde anlatılıyor. Veri işleyenin sistemlerindeki bir sunucuda kullanılan üçüncü taraf yazılım kütüphanesindeki güvenlik açığı istismar edilmiş ve üç şirket de ihlali, veri işleyenin kendilerine yaptığı bildirimle öğrenmiş. Duyurulara göre ihlalden Dermojet’te 50.636, Güllüoğlu’nda 67.193 kişi etkilenmiş. Mehmet Efendi’de ise 15.303’e kadar müşteri ile 18 yönetim paneli hesabı etkilenmiş olabilir. Duyurular incelemenin sürdüğünü belirtiyor. Bu nedenle bu şirketlerin bir kusuru olup olmadığı konusunda bugün bir şey söylemek mümkün değil, söylemek de doğru olmaz. Benim için önemli olan, duyuruların açıkça gösterdiği tablo: Veri sizin, sunucu tedarikçinin, ihlali öğrenme anınız ise tedarikçinin size ne zaman haber verdiğine bağlı.

Kanun kimi sorumlu tutuyor?

KVKK md.12/1, verilerin hukuka aykırı işlenmesini ve verilere hukuka aykırı erişilmesini önlemek ve verilerin muhafazasını sağlamak için gerekli her türlü teknik ve idari tedbiri alma yükümlülüğünü veri sorumlusuna yükler. md.12/2’ye göre veriler veri sorumlusu adına başka bir kişi tarafından işleniyorsa, veri sorumlusu bu tedbirlerin alınması konusunda o kişiyle birlikte müştereken sorumludur. md.12/3 ise veri sorumlusuna, kendi kurum veya kuruluşunda Kanuna uygunluğu sağlamak amacıyla denetim yapma ya da yaptırma yükümlülüğü getirir.

Bulutta, yani bir SaaS ürününde, barındırma hizmetinde ya da CDN gibi altyapı hizmetlerinde sağlayıcı çoğu zaman veri işleyen konumundadır. Müşterisi olan şirket ise veri sorumlusudur. Müşterek sorumluluk ifadesi ilk bakışta yükün paylaşıldığı izlenimini verir. Oysa idari yaptırım tarafında durum farklıdır.

md.18/2’ye göre md.18/1’in (a), (b), (c) ve (ç) bentlerindeki cezalar, yani aydınlatma, veri güvenliği, Kurul kararlarına uymama ve VERBİS yükümlülüklerine ilişkin cezalar yalnızca veri sorumlusuna uygulanır. Veri işleyen bakımından öngörülen idari para cezası, yurt dışına aktarımda kullanılan standart sözleşmenin Kuruma bildirilmemesine ilişkin (d) bendindeki cezadan ibarettir. Kısacası ihlal tedarikçinin sunucusunda gerçekleşse bile veri güvenliğine ilişkin idari para cezası müşteri şirkete kesilir. Başlıktaki cümle de bu nedenle bir abartı değil, kanunun sonucudur.

2026’da ceza aralıkları

İdari para cezaları Kabahatler Kanunu md.17/7 gereğince her yıl yeniden değerleme oranında artırılır. 2026 için bu oran yüzde 25,49 olarak ilan edildi. Kurumun yayımladığı tutarlara göre 2026 yılında uygulanacak aralıklar şöyle:

Kanun md.18/1 Konu 2026 aralığı (TL)
(a) Aydınlatma yükümlülüğü (md.10) 85.437 – 1.709.200
(b) Veri güvenliği (md.12) 256.357 – 17.092.242
(c) Kurul kararlarına uymama (md.15) 427.263 – 17.092.242
(ç) VERBİS (md.16) 341.809 – 17.092.242
(d) Standart sözleşmenin bildirilmemesi (md.9/5) 90.308 – 1.806.177

Karşılaştırma için belirteyim, veri güvenliği cezasının üst sınırı Kanunun ilk metninde 1.000.000 TL, 2025’te ise 13.620.402 TL idi.

Bildirim süresi kimin elinde?

Kurul 24.01.2019 tarihli ve 2019/10 sayılı kararında md.12/5’teki “en kısa sürede” ifadesini 72 saat olarak yorumladı. Veri sorumlusu ihlali öğrendiği tarihten itibaren gecikmeksizin ve en geç 72 saat içinde Kurula bildirimde bulunmalıdır. Aynı kararda veri işleyenin, kendi nezdindeki verilere ilişkin ihlali gecikmeye yer vermeksizin veri sorumlusuna bildirmesi gerektiği de belirtildi.

Uygulamada 72 saatlik süre, veri işleyenin ne zaman ve ne kadar bilgiyle haber verdiğine bağlı kalıyor. Kurulun 2024/1898 sayılı kararına konu olayda sipariş yönetim uygulamasının çalıştığı sunucu 13 Ocak 2024 sabahı fidye yazılımıyla şifrelenmiş, veri işleyen bunu veri sorumlusuna ancak 18 Ocak’ta bildirmiş. Bildirim gecikmesi ayrıca cezalandırılıyor. 2022/1375 sayılı kararda Kurul, tespitten 23 gün sonra yapılan bildirim nedeniyle güvenlik cezasının yanında 200.000 TL ayrı ceza verdi. Tedarikçinin geç kalması, veri sorumlusunun bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor.

Kurul kararlarında tedarikçi kaynaklı ihlaller

Kurulun yayımladığı karar özetlerinde, ihlalin veri işleyenden kaynaklandığı olaylarda veri sorumlusunun savunması genellikle aynı noktada sonuçsuz kalıyor. Aşağıdaki kararların tamamını Kurumun internet sitesindeki karar metinlerinden kontrol ettim.

  • 2020/466 (sigorta şirketi, 172.000 TL): İhlal, veri işleyen konumundaki acentenin kendi bilgisayarına bir saldırganın erişmesiyle gerçekleşmiş. Şirketin kendi politikası denetime imkân verdiği halde acente hiç denetlenmemiş, çalışanlara eğitim de ancak ihlalden sonra verilmiş.
  • 2021/1021 (perakende, 450.000 TL): Aynı veri işleyenden hizmet alan başka şirketlerin müşteri verileri de satışa çıkarılmış. Kurul, ihlalden önce veri işleyende sızma testi yapılmadığını ve ticari ilişki sona erdikten sonra verilerin silinmesinin takip edilmediğini, imha talebinin ancak ihlalden sonra ihtarname ile yapıldığını vurguladı. Bildirim 72 saat içinde yapılmış olmasına rağmen ceza verildi.
  • 2022/711 (otomotiv elektroniği, 500.000 TL): Fidye yazılımı saldırısı, insan kaynakları yazılımının hizmet sağlayıcısı için 2003 yılında açılmış bir kullanıcı hesabı üzerinden başlamış. Sağlık verileri dahil 660 kişinin verisi etkilenmiş.
  • 2023/412 (barındırma hizmeti, 350.000 TL): Üçüncü taraf bir müşteri paneli yazılımındaki açık nedeniyle 31.179 kişinin verisi sızmış ve ihlal ancak yaklaşık altı ay sonra, veriler yabancı bir forumda görüldüğünde fark edilmiş.
  • 2023/1796 (giyim perakendesi, 200.000 TL): Şirketin içerik dağıtım ağı (CDN) hizmeti aldığı sağlayıcının önbellek sistemiyle bağlantılı bir yapılandırma çalışması sırasında bir müşterinin adı, telefonu ve üyelik bilgileri internet sitesinde herkesin erişimine açık hale gelmiş. Sözleşmede teknik ve idari tedbirler sağlayıcıya yüklenmişti. Kurul, veri sorumlusunun bu yükümlülüğü sözleşmeyle tamamen devredemeyeceğini ve md.12/3 kapsamında denetim yapması gerektiğini belirtti.
  • 2024/1898 (ilaç ve sağlık ürünleri, 350.000 TL): Veri işleyen, ana sözleşmede gerekli her türlü teknik ve idari tedbiri alacağını taahhüt etmişti. Buna rağmen Kurul, sunucuda saldırganın birkaç aşamalı işlemler yapabilmesini veri sorumlusunun güvenliği takipte özensiz davrandığının göstergesi saydı.

Bu kararların ortak noktası şu: Kurul, veri sorumlusunun tedarikçiyi seçerken ve ilişki boyunca ne yaptığına bakıyor. Sözleşmedeki taahhüt tek başına yeterli sayılmıyor. Kurul kararlarında sıkça atıf yapılan Kişisel Veri Güvenliği Rehberinin “Veri İşleyenler ile İlişkilerin Yönetimi” başlıklı bölümüne göre veri sorumlusu, veri işleyenin en az kendi sağladığı güvenlik seviyesini sağladığından emin olmalı, gerekli denetimleri yapmalı veya yaptırmalıdır.

Tutarlara gelince, yayımlanan kararlarda ihlal cezaları çoğunlukla birkaç yüz bin TL ile 2 milyon TL arasında kalıyor. Yemek Sepeti hakkındaki 2021/1324 sayılı kararda 1.900.000 TL, bir dijital oyun platformu hakkındaki 2023/1017 sayılı kararda 1.500.000 TL ceza verildi. Bu kararların büyük bölümü bugünkünden çok daha düşük üst sınırların geçerli olduğu yıllarda verildi. Ayrıca Kurul kararlarının tamamını yayımlamıyor ve yayımlama zaman zaman yıllar sonra yapılabiliyor. Ağustos 2026’da yayımlanan karar özetlerinin bir kısmı 2022 tarihlidir. Bu nedenle yayımlanmış kararlardan genel bir ortalama çıkarmak yanıltıcı olabilir. Unutulmaması gereken bir başka husus da cezanın tek maliyet olmadığıdır. md.14/3 uyarınca kişilik hakları ihlal edilenlerin genel hükümlere göre tazminat hakkı saklıdır.

Veri sorumlusu tedarikçiye nasıl başvurur?

İdari para cezası veri sorumlusuna kesilse de veri sorumlusu ile tedarikçi arasındaki ilişki bir sözleşme ilişkisidir. Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kusursuzluğunu ispat etmedikçe alacaklının zararını gidermekle yükümlüdür (TBK md.112). Borçlu her türlü kusurdan sorumludur (TBK md.114). İşin bir kısmını alt yükleniciye veya başka bir bulut altyapısına bırakan sağlayıcı, yardımcı kişilerin fiillerinden de sorumludur (TBK md.116).

Sorun genellikle sözleşmenin kendisinde çıkıyor. Standart SaaS sözleşmelerinde sorumluluk çoğu zaman son on iki ayda ödenen hizmet bedeliyle sınırlandırılıyor, dolaylı zararlar ve veri kaybı ise kapsam dışında bırakılıyor. Bu noktada iki husus önem taşır. Birincisi, TBK md.115/1 uyarınca borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. İkincisi, tek taraflı hazırlanmış ve müzakere edilmeden sunulmuş sözleşmeler genel işlem koşullarına ilişkin TBK md.20 ila md.25 hükümlerine tabidir. Karşı tarafın aleyhine ve dürüstlük kurallarına aykırı hükümler yazılmamış sayılabilir. Ödenen idari para cezasının tedarikçiden tazminat olarak istenip istenemeyeceği ise tartışmaya açık bir konudur. Kanaatimce bu belirsizliği taraflar baştan, sözleşmede açıkça düzenlemelidir.

Doktora tezimde hizmet olarak yazılım sözleşmelerini incelerken en çok dikkatimi çeken nokta da buydu. Bu sözleşmeler çoğu zaman müzakere edilmeden, bir tıklamayla kabul ediliyor ve risk dağılımı hizmeti sunan tarafın lehine kuruluyor. Pazarlık gücü sınırlı olsa bile, en azından hangi riskin kimde kaldığını bilerek imza atmak gerekir.

Yurt dışındaki sağlayıcılar

Bulut hizmetlerinin önemli bir kısmı yurt dışındaki veri merkezleri üzerinden sunuluyor. Bu durumda md.9 devreye girer. Yeterlilik kararı yoksa uygun güvencelerden biri, çoğu zaman Kurulun ilan ettiği standart sözleşme gerekir. Standart sözleşme metni üzerinde değişiklik yapılamaz ve imzadan itibaren beş iş günü içinde Kuruma bildirilmelidir. Bu bildirim veri sorumlusu veya veri işleyen tarafından yapılabilir ve bildirmemenin cezası, (d) bendi uyarınca veri işleyene de uygulanabilir. Hangi tarafın bildirimi yapacağını sözleşmede netleştirmek, iki tarafın da birbirine güvenip bildirimi yapmamasını önler.

Şirketler ne yapmalı?

Bir SaaS veya bulut sözleşmesini incelerken, veri işleme ekiyle birlikte en azından şu başlıklara bakılmasını öneririm:

  1. Güvenlik yükümlülükleri: “Gerekli tedbirler alınacaktır” gibi genel ifadeler yerine asgari tedbirler, şifreleme, erişim yetkilendirmesi, log tutma ve yama yönetimi somut olarak yazılmalı.
  2. Alt işleyenler: Sağlayıcının hangi alt yüklenicileri kullandığı, yeni alt işleyen için onay veya itiraz hakkı ve alt işleyenlerin aynı yükümlülüklere tabi olacağı düzenlenmeli.
  3. İhlal bildirimi: Sağlayıcının ihlali öğrenmesinden itibaren kısa ve belirli bir süre içinde, örneğin 24 saat içinde, asgari bilgileri içeren bir bildirim yapması öngörülmeli. Aksi halde 72 saatlik süre fiilen tedarikçinin elinde kalır.
  4. Denetim hakkı: Sızma testi raporları, bağımsız denetim raporları ve sertifikalar düzenli olarak paylaşılmalı. Gerektiğinde yerinde denetim imkânı bulunmalı. Kurul kararları, denetim hakkının sadece kâğıt üzerinde kalmasını yeterli görmüyor.
  5. Tazminat ve rücu: Veri ihlalinden doğan zararlar, ilgili kişilerin tazminat talepleri ve mümkün olduğu ölçüde idari para cezası açıkça düzenlenmeli.
  6. Sorumluluk sınırı: Veri ihlali ve gizlilik yükümlülüğünün ihlali genel sorumluluk sınırının dışında tutulmalı ya da bunlar için ayrı ve daha yüksek bir sınır belirlenmeli.
  7. Sigorta: Sağlayıcının siber risk sigortası bulunup bulunmadığı ve teminat tutarı sorulmalı.
  8. Çıkış ve silme: Sözleşme sona erdiğinde verilerin hangi formatta ve ne kadar sürede iade edileceği, ardından silineceği ve silmenin yazılı olarak teyit edileceği düzenlenmeli. 2021/1021 sayılı karar, ilişki bittikten sonra verilerin takip edilmemesinin de veri sorumlusunun aleyhine değerlendirildiğini gösteriyor.
  9. Yurt dışı aktarım: Standart sözleşmenin kim tarafından imzalanıp bildirileceği ve veri merkezlerinin yeri yazılı olmalı.

Sonuç

21 Ekim duyurularına konu ihlallerin nasıl sonuçlanacağını Kurulun incelemesi gösterecek. Ancak yayımlanmış kararlar şimdiden bir şeyi açıkça ortaya koyuyor: Verilerinizi işleyen tedarikçinin güvenliği, Kurulun gözünde sizin güvenliğinizin bir parçasıdır. İhlal tedarikçide gerçekleşse de idari para cezası veri sorumlusuna kesiliyor. Veri sorumlusunun bu yükü tedarikçiye yansıtabilmesi ise büyük ölçüde imzaladığı sözleşmeye bağlı. Dizinin sonraki sayılarında hizmet seviyesi taahhütlerini, genel işlem koşullarını ve sağlayıcı değiştirmeyi ayrıntılı olarak ele alacağım.

Not: Metin genel bilgilendirme niteliğindedir. Somut olayda hizmetin teknik yapısı, işlenen veriler ve sözleşmenin tamamı ayrıca incelenmelidir.

Kaynaklar

Bu yazı ilk olarak 28 Ekim 2026 tarihinde LinkedIn’de yayımlanmıştır: İhlal Tedarikçinizde, Ceza Sizde: Bulut ve SaaS Sözleşmelerinde Sorumluluk

Son aylarda şirketlerle yaptığım görüşmelerde aynı tabloyla karşılaşıyorum. Çalışanlar yapay zekâ araçlarını her gün kullanıyor; bir kısmı şirketin sağladığı kurumsal bir aracı, bir kısmı kendi kişisel hesabını tercih ediyor. Yönetim de bu kullanımdan haberdar, hatta çoğu zaman teşvik ediyor. Ancak hangi aracın kullanılacağı, araca hangi bilgilerin girilebileceği ve aracın ürettiği metnin kim tarafından kontrol edileceği konusunda yazılı ya da sözlü hiçbir kural yok. Bir gün bir çalışan bir müşteri listesini ya da bir sözleşme taslağını bir sohbet robotuna yapıştırıyor, sorun ortaya çıktığında da ilk sorulan soru şu oluyor: Bu çalışana disiplin cezası verebilir miyiz, sözleşmesini feshedebilir miyiz?

Bu ayki yazımda, bu sorunun cevabının çoğu zaman çalışanın davranışında değil, işverenin daha önce ne yaptığında yattığını anlatmak istiyorum. Kanaatimce kuralı koymak işverenin işidir; çalışanın yükümlülüğü ise konulmuş ve kendisine bildirilmiş kurala uymaktır.

İşyeri kuralı ve işletmesel karar nedir?

İşveren, iş sözleşmesinin kendisine verdiği yönetim yetkisi çerçevesinde işin nasıl görüleceğini belirleyebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 399. maddesi bu yetkiyi açıkça düzenler: İşveren, işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki davranışlarıyla ilgili genel düzenlemeler yapabilir ve onlara özel talimatlar verebilir; işçiler de bunlara dürüstlük kurallarının gerektirdiği ölçüde uymak zorundadır. İşyeri kuralı dediğimiz şey, kısaca, işverenin bu yetkiye dayanarak işyerindeki çalışma düzenini ve çalışanların davranışlarını belirleyen genel düzenlemeleridir. İşletmesel karar ise işverenin işletmenin nasıl organize edileceğine, hangi araçlarla ve hangi yöntemle çalışılacağına ilişkin verdiği karardır. Yargıtay işletmesel kararların yerindeliğini denetlemez; ancak kararın keyfi olup olmadığını ve tutarlı biçimde uygulanıp uygulanmadığını denetler.

Yapay zekâ kullanımına ilişkin tercihler de tam olarak bu kapsamdadır. Şirkette hangi yapay zekâ aracının ve hangi modelin kullanılacağı, kişisel hesapların kullanılıp kullanılamayacağı, araca hangi bilgilerin girilebileceği ve hangilerinin kesinlikle girilemeyeceği, hangi güvenlik önlemlerinin alınacağı ve yapay zekânın ürettiği bir çıktının müşteriye ya da üçüncü bir kişiye gitmeden önce kim tarafından ve nasıl kontrol edileceği, işverenin vermesi gereken kararlardır. Bu kararları vermek çalışanın görevi değildir. Çalışan, şirketin hangi bilgiyi ticari sır saydığını, hangi aracın sözleşmesinde verinin model eğitiminde kullanılmayacağının taahhüt edildiğini, hangi müşteriyle gizlilik sözleşmesi imzalandığını çoğu zaman bilemez. Bu bilgiye sahip olan işverendir.

Kural konmadan yaptırım olmaz

Bu tespitin doğal sonucu şudur: İşveren bir kural koymamış ya da koyduğu kuralı çalışana bildirmemişse, çalışanın o kurala aykırı davrandığından söz edilemez. Bildirilmemiş bir talimata uymamak, talimata aykırılık değildir.

Yargıtay bu ilkeyi disiplin yaptırımları bakımından uzun süredir aynı şekilde uygulamaktadır. Yerleşik içtihada göre bir disiplin cezasının işçiyi bağlayabilmesi için iş sözleşmesinde, toplu iş sözleşmesinde veya işyeri iç yönetmeliğinde önceden yazılmış ve işçiye bildirilmiş olması gerekir; disiplin cezası verilebilmesi için ayrıca işçinin kusurlu olması da şarttır. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 05.11.2015 tarihli, 2015/21740 E., 2015/30221 K. sayılı kararı, işyeri disiplin yönetmeliğinde önceden yazılı olarak öngörülen bir fiil nedeniyle verilen cezayı bu çerçevede hukuka uygun bulan kararlardan biridir.

Aynı yaklaşım performans gerekçesiyle yapılan fesihlerde de karşımıza çıkar. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, performans düşüklüğüne dayanan bir feshin geçerli sayılabilmesi için performans ölçütlerinin önceden belirlenmesini ve işçiye tebliğ edilmesini aramaktadır. Daire, işverenin işçiden daha yüksek bir performans bekliyorsa bu beklentiyi karşılayacak eğitim ve iş koşullarının iyileştirilmesi gibi imkânları sağladığını da kanıtlaması gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 9. HD, 22.01.2015, 2014/32464 E., 2015/1833 K.).

Eğitim yükümlülüğünün en ayrıntılı tartışıldığı alan ise iş sağlığı ve güvenliğidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 16.06.2004 tarihli, 2004/21-365 E., 2004/369 K. sayılı kararında, işçinin eğitiminin bir kısım mevzuat hükümlerini içeren belgelerin kendisine verilmesiyle değil, bu bilgilerin fiilen aktarılması ve öneminin kavratılmasıyla sağlanabileceğini, eğitimden sonraki aşamanın da kurallara uyulup uyulmadığının denetlenmesi olduğunu belirtmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi de 25.09.2017 tarihli, 2016/7998 E., 2017/6039 K. sayılı kararında aynı ifadeleri tekrarlamıştır. Bu kararlar iş kazalarına ilişkin olsa da, kanaatimce yapay zekâ kullanımı bakımından da yol göstericidir: İmzalatılan bir “bilgilendirme formu” veya intranete konmuş bir doküman, içeriği çalışana anlatılmadıkça eğitim yükümlülüğünü yerine getirmez.

Şunu açıkça belirtmeliyim: Tespit edebildiğim kadarıyla, çalışanın yapay zekâ kullanımı nedeniyle disipline edilmesine veya iş sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin yayımlanmış bir Yargıtay kararı henüz bulunmamaktadır. Konuya ilişkin bir içtihadı birleştirme kararı da yoktur. Bu nedenle değerlendirmeyi, yukarıdaki kararlarda yerleşmiş olan genel ilkeler üzerinden yapmak gerekmektedir.

Bildirim yazılı olmak zorunda mı?

Kural olarak hayır. Türk Borçlar Kanunu’nun 399. maddesi işverenin genel düzenleme ve talimatlarını yazılı şekle bağlamaz; bir toplantıda sözlü olarak anlatılan, bir e-postayla duyurulan ya da bir eğitimde sunulan kural da çalışanı bağlar. Yazılılık, uyulması istenen işyeri kuralı için değil, bu kurala uyulmadığında uygulanacak disiplin yaptırımı için aranır: Yargıtay, disiplin cezasının işçiyi bağlayabilmesi için hangi davranışa hangi cezanın uygulanacağının iş sözleşmesinde, toplu iş sözleşmesinde veya iç yönetmelikte önceden yazılmış ve işçiye bildirilmiş olmasını aramaktadır. Ücret kesme cezası da İş Kanunu’nun 38. maddesi uyarınca ancak toplu iş sözleşmesinde veya iş sözleşmesinde gösterilen sebeplerle verilebilir. Bununla birlikte, uygulamada asıl sorun geçerlilik değil, ispattır. Çalışanın kurala aykırı davrandığını ileri süren işverendir; dolayısıyla kuralın var olduğunu ve çalışana bildirildiğini ispat yükü de işverendedir. Feshin geçerli nedene dayandığını ispat yükünü işverene yükleyen İş Kanunu’nun 20. maddesi de bu sonucu destekler. Sözlü bir talimatın varlığını yıllar sonra bir iş mahkemesinde tanık beyanıyla kanıtlamaya çalışmak, işveren açısından çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanır.

Bu nedenle tavsiyem, yapay zekâ kullanım kurallarının yazılı bir yönergeye dönüştürülmesi ve her çalışanın bu yönergeyi aldığının, eğitime katıldığının ve içeriği anladığının belgelenmesidir. Belgelemede Hukuk Genel Kurulu kararındaki uyarıyı da hatırlamak gerekir: Okunmadan imzalanan bir form, kural çalışana bildirilmiş olsa bile eğitimin verildiğini tek başına göstermeyebilir. Kısa bir eğitim, katılım kaydı ve yönergenin ulaşılabilir bir yerde tutulması bu açıdan en güvenli yoldur.

Çalışanın yeni teknolojiyi takip etme yükümlülüğü var mı?

Bu soruyu eğitimlerde sıkça duyuyorum. İşçinin işini özenle yapma yükümlülüğü, kuşkusuz mesleğinin gerektirdiği bilgiyi güncel tutmayı da kapsar. Bir muhasebecinin yeni bir vergi düzenlemesini, bir yazılımcının kullandığı kütüphanedeki güvenlik açığını takip etmesi beklenir. Ancak bu yükümlülük, işçinin kendi mesleki alanıyla sınırlıdır. Bir satış temsilcisinin ya da bir insan kaynakları uzmanının, bir yapay zekâ aracına girdiği verinin nerede saklandığını, model eğitiminde kullanılıp kullanılmadığını ve hangi ülkeye aktarıldığını kendi başına araştırması beklenemez.

Kaldı ki kanun koyucu, yeni teknolojinin işyerine girmesini işverenin eğitim yükümlülüğünü yeniden doğuran bir hal olarak görmektedir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 17. maddesi, iş ekipmanının değişmesi veya yeni teknoloji uygulanması halinde çalışana eğitim verilmesini öngörür. Bu hüküm doğrudan yapay zekâ için yazılmamıştır; ancak işyerine yeni bir teknoloji getiren işverenin, çalışanı bu teknolojiye hazırlamakla yükümlü olduğu düşüncesini açıkça yansıtır. Kanaatimce yapay zekâ aracını işyerine sokan veya kullanımına göz yuman işveren, bu aracın nasıl kullanılacağını da anlatmak durumundadır.

Çalışanın sorumlu olduğu haller

Buraya kadar söylediklerim, çalışanın hiçbir durumda sorumlu tutulamayacağı anlamına gelmez. Türk Borçlar Kanunu’nun 396. maddesine göre işçi, yüklendiği işi özenle yapmak zorundadır; 400. maddesine göre de işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur. 400. maddenin ikinci fıkrası, işçinin sorumluluğu belirlenirken işin tehlikeli olup olmadığının, uzmanlık ve eğitim gerektirip gerektirmediğinin ve işçinin işverence bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve niteliklerinin dikkate alınacağını düzenler. Bu hüküm, iki yönlü işler.

Birincisi, çalışanın pozisyonu gereği bir davranışın zarar doğurabileceğini bildiği veya bilmesi gerektiği hallerde, yazılı bir kural bulunmasa da sorumluluğu doğabilir. Şirketin bilgi güvenliğinden sorumlu bir uzmanın müşteri veritabanını kişisel bir yapay zekâ hesabına yüklemesi, bir hukuk müşavirinin gizlilik sözleşmesine tabi bir belgeyi denetimsiz bir araca yapıştırması veya kişisel verilerin korunması alanında görevli bir çalışanın özel nitelikli kişisel verileri bir sohbet robotuyla paylaşması bu türdendir. Bu kişilerden, işverenin kendilerine ayrıca söylemesini beklemeden riski görmeleri beklenir.

İkincisi, herkesin açıkça yapılmaması gerektiğini bileceği davranışlar bakımından da kuralın yokluğu çalışanı korumaz. Şirkete ait gizli bilgileri bir rakibe ulaştırmak amacıyla yapay zekâ aracı kullanmak ya da bir başkasının kimliğine bürünen içerik üretmek için talimat beklemeye gerek yoktur; bu davranışlar zaten işçinin sadakat yükümlülüğüne ve dürüstlük kuralına aykırıdır.

Bu iki istisna dışında kalan geniş alan ise, sıradan bir çalışanın iyi niyetle ve işini daha hızlı yapmak için yapay zekâ aracı kullandığı durumlardır. Kanaatimce bu durumlarda, işveren kural koymamış ve çalışanı eğitmemişse, ortaya çıkan zararın sonucunu çalışana yüklemek mümkün değildir. Olsa olsa, bir kusur payı tartışması yapılabilir; bu tartışmada da kural koymamış olan işverenin kusuru ağır basacaktır.

Şirketler ne yapmalı?

Öncelikle şirkette fiilen hangi yapay zekâ araçlarının, hangi ekipler tarafından ve hangi hesaplarla kullanıldığı tespit edilmelidir. Bu tespitin ardından hangi araçların kullanılabileceği, hangi bilgilerin bu araçlara girilebileceği ve girilemeyeceği, yapay zekâ çıktılarının kim tarafından kontrol edileceği ve bir sorun fark edildiğinde çalışanın kime başvuracağı yazılı bir yönergeyle belirlenmelidir. Kişisel verilerin korunması bakımından 6698 sayılı Kanun’un 12. maddesi, veri sorumlusuna kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesini ve bunlara hukuka aykırı erişimi önlemek için gerekli her türlü teknik ve idari tedbiri alma yükümlülüğü yükler; kanaatimce çalışanların yapay zekâ araçlarına hangi verileri girebileceğini belirleyen bir yönerge, bu idari tedbirlerin doğal bir parçasıdır. Yönerge çalışanlara bildirilmeli, kısa bir eğitimle anlatılmalı ve bu süreç belgelenmelidir. Yapay zekâ araçları çok hızlı değiştiği için yönergenin belirli aralıklarla güncellenmesi ve her güncellemenin de çalışanlara yeniden duyurulması gerekir. Kural bu şekilde konulup bildirildikten sonra, kurala aykırı davranan çalışan hakkında disiplin yaptırımına başvurmak hem hukuken mümkün hem de savunulabilir hale gelir.

Yapay zekâ kullanımında sorumluluğun kimde olduğu sorusunun cevabı, olay yaşanmadan önce işverenin kuralı koyup çalışana bildirip bildirmediğine göre verilmelidir. Kuralı koyan, anlatan ve bunu belgeleyen işveren, kurala uymayan çalışandan hesap sorabilir. Kural koymayan işveren ise, kanaatimce, çalışanından kendisinin vermediği bir kararın hesabını soramaz.

Kaynaklar

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.396, 399, 400
  • 4857 sayılı İş Kanunu m.20, 38
  • 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.17
  • 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m.12
  • Yargıtay HGK, 16.06.2004 tarih, 2004/21-365 E., 2004/369 K.
  • Yargıtay 10. H.D., 25.09.2017 tarih, 2016/7998 E., 2017/6039 K.
  • Yargıtay 22. H.D., 05.11.2015 tarih, 2015/21740 E., 2015/30221 K.
  • Yargıtay 9. H.D., 22.01.2015 tarih, 2014/32464 E., 2015/1833 K.

Hibrit çalışmada ofis ve ev günleri artık iş sözleşmesinin parçası

Hibrit çalışma, pandemiden bu yana pek çok şirkette kalıcı hale geldi. Ancak uygulamaya baktığımda, bu düzenin çoğu zaman hiçbir yazılı belgeye dayanmadığını görüyorum. İnsan kaynakları birimi bir e-posta gönderiyor, “pazartesi, salı ve çarşamba ofisteyiz, perşembe ve cuma evden çalışıyoruz” diyor, yönetici bunu takvime işliyor ve iş yıllarca böyle yürüyor. Sözleşmede ise ya hiçbir şey yazmıyor ya da “ofis ve uzaktan çalışma günleri işveren tarafından ayrıca bildirilecektir” gibi bir cümle yer alıyor. Bu ayki yazımda, 25 Eylül 2026 tarihinde yapılan yönetmelik değişikliğinden sonra bu alışkanlığın neden artık sürdürülemeyeceğini ve uygulamada en çok sorulan bir soruyu, yani uzaktan çalışılacak bir günde çalışanın ofise çağrılmasının hukuki sonuçlarını incelemek istiyorum.

Yönetmelik ne diyor?

25.09.2026 tarihli ve 33381 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklikle Uzaktan Çalışma Yönetmeliği’nin 9. maddesine şu fıkra eklendi:

“İş görme ediminin bir kısmının işyerinde, bir kısmının uzaktan çalışma usulüyle yerine getirilmesi kararlaştırılabilir. Bu durumda işçinin işyerinde ve uzaktan çalışacağı günler ile çalışma saatleri iş sözleşmesinde belirlenir.”

Hüküm yayımı tarihinde yürürlüğe girdi ve mevcut iş ilişkileri için herhangi bir geçiş süresi öngörülmedi.

Kısmen uzaktan çalışma aslında yeni bir kavram değildir. Yönetmeliğin 4. maddesindeki tanım 2021’den beri işinin yalnızca bir bölümünü evden gören işçiyi de uzaktan çalışan saymaktadır. Değişiklikten önce 9. madde sözleşmede çalışmanın yapılacağı zaman aralığının ve süresinin belirtilmesini arıyor, ancak hangi günlerin ofiste hangi günlerin evde geçeceğini ayrıca düzenlemiyordu. Yeni fıkrayla bu boşluk kapatılmış oldu. Hibrit çalışma yine tarafların anlaşmasına bağlıdır; işveren hibrit çalışma sunmak zorunda olmadığı gibi işçinin de tek taraflı olarak hibrit çalışma talep etme hakkı yoktur. Ancak taraflar hibrit çalışmada anlaştıklarında, günler ve saatler artık iş sözleşmesinde belirlenmek zorundadır.

“Sonra e-postayla bildiririz” neden yeterli değil?

Konuyu daha açık ifade etmek gerekirse, yönetmelik günlerin ve saatlerin sözleşmede “belirlenmesini” istemektedir, “belirlenebilir olmasını” değil. Dolayısıyla sözleşmeye “günler işverence ayrıca bildirilir” yazıp asıl belirlemeyi bir e-postaya, bir Teams duyurusuna veya intranette yayımlanan bir iç politikaya bırakmak, kanaatimce bu hükmü karşılamaz. Yönetmeliğin 5. maddesi uzaktan çalışmaya ilişkin iş sözleşmelerinin yazılı yapılmasını öngördüğü için, mevcut sözleşmeyi tamamlayacak bir ek protokolün de yazılı olması ve taraflarca imzalanması gerekir.

Uygulamada sık karşılaştığım bir başka durum da şudur: Hibrit düzen yıllardır fiilen uygulandığı için herkes kuralı bilmektedir ve şirket yazılı belgeyi gereksiz bir formalite olarak görmektedir. Oysa geçiş süresi tanınmadığı için, bugün itibarıyla hibrit çalışan ancak sözleşmesinde günleri ve saatleri yazılı olmayan her çalışan bakımından şirket bir iş müfettişi denetiminde açıklama yapmak durumunda kalabilir. İş Kanunu’nun 99. maddesi, 14. madde hükümlerine aykırılık halinde her işçi için ayrı idari para cezası öngörmektedir.

Sabit günler mi, dönüşümlü günler mi?

Yönetmelik günlerin sabit mi yoksa dönüşümlü mü olacağı konusunda bir şey söylemez. Bu, dönüşümlü düzenin yasak olduğu anlamına gelmez. Ancak dönüşümlü veya esnek bir sistem uygulanacaksa, günlerin hangi kurala göre belirleneceği de sözleşmede açıkça yazılmalıdır. Örneğin “A ekibi tek haftalarda pazartesi ve salı, çift haftalarda çarşamba ve perşembe ofistedir” şeklinde bir düzenleme hem yönetmeliğe uygundur hem de çalışanın önünü görmesini sağlar. Buna karşılık “haftada iki gün ofise gelinir, günleri yönetici belirler” şeklindeki bir cümle günleri belirlemiş sayılmaz; yalnızca belirleme yetkisini yöneticiye bırakır. Sözleşmede ayrıca gün değişikliğinin kim tarafından, ne kadar önceden ve hangi gerekçeyle yapılabileceği de düzenlenmelidir. Bu düzenleme, aşağıda ele alacağım sorunun cevabını da büyük ölçüde belirleyecektir.

Uzaktan çalışma gününde ofise çağrılan çalışan

Bu yazının taslağını okuyan herkesin aklına gelecek ilk soru muhtemelen şu olacaktır: Sözleşmede haftada iki gün ofis, üç gün evden çalışma kararlaştırılmışsa ve işveren bir hafta çalışanın üçüncü bir gün de ofise gelmesini isterse ne olur? Bu fazla mesai midir, çalışana ek ücret ödenmesi gerekir mi, yoksa bu durum çalışma koşullarında bir değişiklik midir?

Önce belirtmek gerekir ki, hibrit çalışmada uzaktan çalışma gününde ofise çağrılmanın sonuçlarını doğrudan ele alan, yayımlanmış bir Yargıtay kararı henüz bulunmamaktadır. Yeni fıkra henüz birkaç haftalık olduğu için bu konuda yerleşik bir içtihat oluşmasını beklemek de gerçekçi değildir. Bu nedenle soruyu İş Kanunu’nun genel hükümleri ve Yargıtay’ın yakın konulardaki kararları çerçevesinde cevaplamak gerekmektedir.

Fazla çalışma meselesinden başlayalım. İş Kanunu’nun 41. maddesine göre fazla çalışma, haftalık 45 saati aşan çalışmadır. Yani fazla çalışmanın ölçüsü çalışmanın nerede yapıldığı değil, ne kadar sürdüğüdür. Evden çalışılacak bir günde ofise gelen çalışan, o gün de normal saatlerinde çalışıyorsa, yalnızca işini başka bir yerde görmüş olur; haftalık süre aşılmadığı sürece bu çalışma kendiliğinden fazla çalışma sayılmaz ve fazla çalışma ücreti doğurmaz. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de evden çalışma bakımından fazla çalışmayı yerden bağımsız olarak, çalışmanın saatlerini ve bu saatlerin kim tarafından belirlendiğini esas alarak değerlendirmektedir. Nitekim Daire, mesai saatlerini kendisi belirleyen home-office çalışanının fazla çalışma ve genel tatil ücreti taleplerinin reddi gerektiğine karar vermiştir (Yargıtay 9. H.D., 17.02.2015 tarih, 2013/10875 E., 2015/6980 K.). Ancak ofise gidip gelmek için harcanan yol süresi ve masrafı ayrı bir konudur. Çalışan evden çalışacağı bir gün için hiç yapmayacağı bir yol masrafını işveren talimatı nedeniyle yapmışsa, bu masrafın karşılanması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyu ileride ayrı bir yazıda ele almayı planlıyorum.

Asıl önemli olan soru ise çağrının bir çalışma koşulu değişikliği olup olmadığıdır. Burada ara sıra yapılan bir çağrı ile ofis gün sayısının fiilen ve sürekli olarak artırılmasını birbirinden ayırmak gerekir.

Yargıtay, işverenin yönetim hakkı içinde kalan, arızi ve geçici değişiklikleri esaslı değişiklik saymamaktadır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi bir kararında, vardiya sisteminin ve çalışma günlerinin başka çalışanların izin ve mazeret durumları nedeniyle sık sık ve son anda değiştirilmesini çalışma koşullarında esaslı değişiklik olarak görmemiş, bunun işverenin yönetim hakkı çerçevesinde kaldığını ve günlük ve haftalık çalışma sürelerinin aşıldığının ispatlanamadığını belirterek işçiye kıdem tazminatı ödenmesine ilişkin kararı bozmuştur. Aynı kararda Daire, acil ve arızi durumlarda işverenin yönetim hakkının daha geniş değerlendirilmesi gerektiğini de vurgulamıştır (Yargıtay 7. H.D., 03.03.2014 tarih, 2013/26450 E., 2014/4912 K.). Buna göre, örneğin önemli bir müşteri toplantısı veya bir denetim nedeniyle yılda birkaç kez yapılan ofis çağrısı, tek başına esaslı değişiklik sayılmayacaktır.

Buna karşılık çalışma düzenini işçinin aleyhine kalıcı olarak değiştiren bir talimat, 22. maddenin kapsamına girer. Madde, işverenin iş sözleşmesiyle veya işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak işçiye yazılı olarak bildirerek yapabileceğini, işçinin altı iş günü içinde yazılı olarak kabul etmediği değişikliklerin işçiyi bağlamayacağını öngörmektedir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 24 saat çalışma 24 saat dinlenme düzeniyle çalışan işçiye 12 saat çalışma 12 saat dinlenme düzeni önerilen ve işçinin düşünmek için süre istemesi üzerine “ya şimdi kabul et ya da işi bırak” denilen bir olayda, iş sözleşmesinin işverence haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini kabul etmiş ve işçinin ihbar tazminatı talebini reddeden kararı bozmuştur (Yargıtay 22. H.D., 15.05.2019 tarih, 2017/22296 E., 2019/10739 K.). Karar hibrit çalışma hakkında değildir; ancak çalışma zamanının düzeninin işçiye dayatılamayacağını göstermesi bakımından önemlidir. Bu serinin #05 sayısında aktardığım ve nakil yetkisinin dahi keyfi kullanılamayacağını, değişikliği gerektiren objektif nedenlerin işverence ortaya konulması gerektiğini belirten Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararı da aynı doğrultudadır (Yargıtay 9. H.D., 07.01.2019 tarih, 2018/5051 E., 2019/117 K.).

Kanaatimce, sözleşmede iki gün ofis kararlaştırılmışken çalışanın her hafta veya düzenli olarak üçüncü bir gün de ofise çağrılması, artık arızi bir talimat değil, sözleşmeyle belirlenmiş çalışma düzeninin değiştirilmesidir. Yeni fıkra günlerin sözleşmede belirlenmesini zorunlu kıldığına göre, bu günlerin işverenin tek taraflı talimatıyla değiştirilememesi de bunun doğal bir sonucudur. Böyle bir durumda işverenin 22. maddedeki yazılı bildirim ve yazılı kabul usulünü izlemesi gerekir. Çalışan değişikliği kabul etmezse işveren ya mevcut düzeni sürdürecek ya da değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını yazılı olarak açıklayıp bildirim süresine uyarak sözleşmeyi feshedecektir. Çalışanın sesini çıkarmadan uzun süre yeni düzende çalışması halinde ise sonradan şekil eksikliğine dayanmasının dürüstlük kuralına aykırı sayılabileceğini de akılda tutmak gerekir.

Bu tartışmanın büyük bölümü, aslında sözleşme yapılırken önlenebilir. Sözleşmeye ya da ek protokole, işverenin hangi hallerde, ne kadar önceden bildirerek ve yılda veya ayda en fazla kaç kez uzaktan çalışma gününde ofise çağrı yapabileceği yazılırsa, ara sıra yapılan çağrılar sözleşmeye dayanmış olur ve hem işveren hem de çalışan neyle karşılaşacağını önceden bilir. Yol masrafının bu durumda kimin tarafından karşılanacağı da aynı maddede düzenlenebilir.

Şirketler ne yapmalı?

Öncelikle hangi ekiplerin fiilen hibrit çalıştığı tespit edilmeli ve bu çalışanların sözleşmelerinde ofis ve ev günlerinin ve çalışma saatlerinin yazılı olup olmadığı kontrol edilmelidir. Yalnızca e-postayla veya iç politikayla yürüyen düzenler, imzalı bir ek protokole bağlanmalıdır. Bu protokol yalnızca mevcut uygulamayı yazıya döküyorsa sorun yoktur; ancak bu fırsattan yararlanılarak ofis günlerinin artırılması veya saatlerin değiştirilmesi düşünülüyorsa, bunun ayrı bir değişiklik olduğu ve 22. maddeye göre yazılı kabul gerektirdiği unutulmamalıdır. Son olarak, günleri sözleşmeye yazmanın işverenin uzaktan çalışılan günlere ilişkin iş sağlığı ve güvenliği, bilgilendirme, eğitim ve kişisel verilerin korunması yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığını da hatırlatmak isterim.

Sonuç olarak, hibrit çalışma artık bir yönetim tercihi veya bir takvim alışkanlığı olmaktan çıkmış, sözleşmenin bir parçası haline gelmiştir. Ofis ve ev günleri sözleşmede yazılı olduğunda, kimin hangi gün nerede olacağı konusundaki tartışmaların büyük bölümü de kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Kaynaklar

  1. Uzaktan Çalışma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmî Gazete, 25.09.2026, sayı 33381
  2. Uzaktan Çalışma Yönetmeliği, Resmî Gazete, 10.03.2021, sayı 31419, m.4, 5, 9, 12
  3. 4857 sayılı İş Kanunu m.14, 22, 41, 99
  4. Yargıtay 7. H.D., 03.03.2014 tarih, 2013/26450 E., 2014/4912 K.
  5. Yargıtay 9. H.D., 17.02.2015 tarih, 2013/10875 E., 2015/6980 K.
  6. Yargıtay 9. H.D., 07.01.2019 tarih, 2018/5051 E., 2019/117 K.
  7. Yargıtay 22. H.D., 15.05.2019 tarih, 2017/22296 E., 2019/10739 K.

Bu yazı ilk olarak 14 Ekim 2026 tarihinde LinkedIn’de yayımlanmıştır: Hibrit Çalışmada Ofis ve Ev Günleri Sözleşmede Sabitlenmeli, Sonradan E-postayla Belirlenemez

Avrupa Birliği telifli içeriklerin yapay zekâ eğitiminde kullanımını yeniden tartışıyor

YZ ve Telif konusunda tartışmanın eksik bırakılan yarısı

Yapay zekâ ve telif hakkı denildiğinde ilk soru çoğunlukla şudur: Yapay zekânın ürettiği metin, görsel veya müzik eser sayılır mı? Oysa bu çıktı ortaya çıkmadan önce gerçekleşen ve ekonomik sonucu daha büyük olabilen başka bir süreç vardır. Sistem; kitaplardan, haberlerden, fotoğraflardan, filmlerden, müzik kayıtlarından, yazılım kodlarından ve veri tabanlarından örüntü öğrenir. Bu içeriklerin kim tarafından üretildiği, sisteme hangi yolla alındığı, eğitim sırasında teknik kopyalarının oluşturulup oluşturulmadığı ve kullanımın lisans kapsamında bulunup bulunmadığı çoğu zaman kullanıcıya görünmez.

Dolayısıyla sorun yalnızca makinenin ne ürettiği değildir. Makinenin kimlerin emeğiyle öğrendiği, hak sahibinin bu kullanımı engelleyip engelleyemeyeceği ve yapay zekâdan doğan ekonomik değerin içerik sahipleriyle paylaşılıp paylaşılmayacağı da telif hukukunun konusu hâline gelmiştir.

Avrupa Komisyonunun yeni istişaresi ne anlama geliyor

Avrupa Komisyonu 29 Eylül 2026 tarihinde teknolojinin telif hakkı üzerindeki etkisine ilişkin hedefli bir istişare başlattı. 3 Kasım 2026 tarihine kadar açık olan süreç dört alanı kapsıyor: telif hakkıyla korunan içeriğin yapay zekâda kullanılması, canlı etkinlikler başta olmak üzere çevrim içi korsanlıkla mücadele, müzik icracıları ile fonogram yapımcılarının tek ve hakkaniyete uygun ücret hakkı ve bilimsel araştırmalardaki telif sorunları.

Bunu dikkatli yorumlamak önemlidir. İstişare yeni bir kanun, mahkeme kararı veya yapay zekâ sağlayıcılarına hemen uygulanacak bir ödeme tarifesi değildir. Komisyon, mevcut çerçevenin teknolojik ve pazar gelişmeleri karşısında ek önlemlerle güçlendirilip güçlendirilmeyeceğini araştırıyor. Buna rağmen süreç önemlidir; çünkü tartışmanın artık yalnızca izinsiz kopyalama değil, lisans piyasasının işleyişi ve yaratılan değerin paylaşılması üzerinden yürütüleceğini gösteriyor.

AB hukukunda bugün yürürlükte olan sistem

Bilimsel araştırma ile ticari model eğitimi aynı şey değil

2019/790 sayılı Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi, metin ve veri madenciliğini iki ayrı hükümde düzenliyor. Direktif m.3; araştırma kuruluşları ve kültürel miras kurumlarının bilimsel araştırma amacıyla, hukuka uygun biçimde eriştikleri eserler üzerinde yapacakları metin ve veri madenciliği için özel bir istisna getiriyor. Bu düzenleme, her ticari yapay zekâ şirketinin araştırma istisnasından yararlanabileceği anlamına gelmiyor.

Direktif m.4 ise hukuka uygun erişilen eser ve diğer korunan içerikler üzerindeki çoğaltma ve çekip çıkarma işlemleri için daha genel bir istisna öngörüyor. Ancak hak sahibi hakkını uygun biçimde saklı tutmuşsa bu istisna uygulanmıyor. Çevrim içi yayımlanan içerikte hak saklı tutma iradesinin makine tarafından okunabilir araçlarla ifade edilebilmesi özellikle vurgulanıyor.

İnternette açık olmak serbest eğitim verisi olmak değildir

Bir haber metnine, fotoğrafa veya müzik kaydına ücret ödemeden erişilebilmesi, bu içeriğin her amaçla çoğaltılabileceği sonucunu doğurmaz. Hukuka uygun erişim; erişimin korsan olmamasını ve içeriğe meşru bir yoldan ulaşılmasını anlatır. Fakat erişim yetkisi ile eseri yapay zekâ eğitimi için kopyalama veya veri kümesine dâhil etme yetkisi aynı değildir. Lisans koşulları, hak saklı tutma bildirimi ve ilgili istisnanın şartları ayrıca değerlendirilir.

Hak sahibinin susması izin anlamına mı geliyor?

Direktif m.4 klasik telif sistemine göre ters yönlü bir model kuruyor. Olağan durumda mali hakka giren kullanım için hak sahibinin izni aranırken, bu sistemde kanun belirli metin ve veri madenciliği işlemlerini istisna kapsamına alıyor; hak sahibi ise istisnanın uygulanmasını istemiyorsa hakkını açıkça saklı tutmak zorunda kalıyor. Bu nedenle hukuken sessizlikten bir lisans veya zımni izin doğduğu söylenemez. Kullanım yetkisi hak sahibinin rızasından değil, kanuni istisnadan kaynaklanır. Bununla birlikte ekonomik sonuç bakımından hak sahibi, itiraz etmediği sürece eserinin ticari bir yapay zekâ modelinin eğitiminde kullanılabilmesiyle karşılaşır. İtirazın teknik ve ekonomik yükünün hak sahibine bırakılması bu modelin en tartışmalı yönlerinden biridir.

Daha önce internete konulmuş eserler ne olacak

Hak sahibi içeriği kendi internet sitesinde yayımlıyorsa hak saklı tutma bildirimi site veya alan adı düzeyindeki robot talimatı, dosya metadatası ya da içerik yönetim sistemine eklenen ortak bir işaret üzerinden topluca yapılabilir. Ancak yıllar içinde sosyal medya platformlarına, haber arşivlerine, dijital mağazalara veya üçüncü kişilerin sayfalarına dağılmış eserlerde hak sahibinin her içeriği bulup teknik bildirim eklemesi çoğu zaman mümkün değildir. Platformun böyle bir araç sunmaması hâlinde hak sahibi, teorik olarak sahip olduğu itiraz hakkını fiilen kullanamayabilir.

Sonradan yapılan hak saklı tutmanın geçmişte tamamlanmış ve o tarihte istisna kapsamında bulunan veri madenciliğini geriye dönük olarak hukuka aykırı hâle getirdiği söylenemez. Buna karşılık bildirimden sonraki yeni tarama, kopyalama ve veri kümesine ekleme işlemlerinde bu iradenin dikkate alınması gerekir. Daha önce oluşturulmuş veri kümeleri ile eğitimi tamamlanmış modellerin sonradan yapılan opt-out karşısındaki durumu ise düzenlemede yeterince açık değildir.

Yapay Zekâ Tüzüğü telif uyumunu görünür kılıyor

2024/1689 sayılı AB Yapay Zekâ Tüzüğü, genel amaçlı yapay zekâ modeli sağlayıcılarının Birlik telif hukukuna uyumu sağlayacak bir politika oluşturmasını istiyor. Bu politika, 2019/790 sayılı Direktif m.4(3) uyarınca yapılan hak saklı tutma bildirimlerinin tespit edilmesini ve bunlara uyulmasını da kapsıyor. Ayrıca modelin eğitiminde kullanılan içerik hakkında yeterince ayrıntılı bir özetin kamuya açıklanması öngörülüyor.

Bu yükümlülük eğitim veri kümesindeki her dosyanın veya her URL’nin açıklanması demek değildir. Fakat sağlayıcının “verinin nereden geldiğini bilmiyoruz” biçimindeki yaklaşımını giderek savunulamaz hâle getirir. Veri kökeni, lisans zinciri, hak saklı tutma mekanizması ve eğitim içeriği özeti artık yalnız teknik ekiplerin tuttuğu notlar değil; ürün yönetimi, sözleşme ve hukuki uyum belgeleridir.

Türkiye’de hangi hükümler uygulanabilir

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yapay zekâ eğitimi veya genel amaçlı metin ve veri madenciliği için AB Direktifi’ndeki yapıya denk düşen açık ve genel bir istisna bulunmuyor. Bu nedenle bir faaliyetin “model eğitimi” veya “veri analizi” olarak adlandırılması, kullanımı kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.

Somut teknik süreçte öncelikle korunan bir eser veya bağlantılı hak konusu bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Ardından eğitim ve ince ayar sırasında hangi fiillerin gerçekleştiği incelenir. FSEK bakımından özellikle işleme hakkı (m.21), çoğaltma hakkı (m.22), temsil hakkı (m.24), işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı (m.25) ve bağlantılı haklara ilişkin m.80 gündeme gelebilir. İktibas, eğitim, bilimsel kullanım ve şahsen kullanım gibi sınırlamalar ise amaçları ve dar şartları içinde değerlendirilmelidir; ticari bir model eğitimine otomatik biçimde taşınamaz.

Türkiye’de yürürlükteki mevzuat uyarınca telif hakkının doğması için tescil gerekmez ve eser üzerindeki hak, eser meydana geldiğinde doğar. Dolayısıyla içeriğin kayıt ve tescil edilmemiş olması, yapay zekâ eğitiminde serbestçe kullanılabileceği anlamına gelmez.

Hak saklı tutma ile mali hak izni aynı işlem değildir

Makinece okunabilir “kullanıma izin vermiyorum” bildirimi FSEK m.48 ve 52 anlamında bir mali hak devri veya ruhsat değildir. Bu açıklamayla hak sahibi başka bir kişiye çoğaltma, işleme ya da umuma iletim yetkisi vermemekte; mevcut hakkını koruyarak kanuni istisnanın uygulanmasını engellemektedir. Bu nedenle olumsuz hak saklı tutma beyanının, mali hak sözleşmeleri için öngörülen yazılı şekle ve hakların ayrı ayrı gösterilmesi şartına tabi tutulması gerekmez.

Buna karşılık makinece okunabilir bir “yapay zekâ eğitiminde kullanılabilir” işaretinin Türkiye’de lisans olarak ileri sürülmesi farklıdır. Bu beyan çoğaltma veya işleme gibi bir mali hakkın kullanım yetkisini veriyorsa FSEK m.52’deki yazılılık ve devredilen hakların ayrı ayrı gösterilmesi şartları gündeme gelir. Yalnızca “AI eğitimine izin veriyorum” şeklindeki genel bir metadata; çoğaltma, veri kümesinde saklama, ince ayar, türetilmiş çıktı üretme ve ticari kullanım haklarının hangisinin hangi kapsamda verildiğini göstermeyebilir. Dolayısıyla Türk hukukunda basit bir teknik izin işaretinin her durumda geçerli ve sınırsız bir mali hak ruhsatı sayılması mümkün değildir.

Türkiye bakımından bağlayıcılık ve sınır ötesi kullanım

Türkiye Avrupa Birliği üyesi olmadığı için 2019/790 sayılı Direktif Türkiye’de doğrudan uygulanmaz. FSEK’te de hak sahibi aksini açıklamadıkça ticari metin ve veri madenciliğini serbest bırakan genel bir istisna bulunmamaktadır. Bu nedenle Türkiye’de hak sahibinin sessiz kalması yapay zekâ eğitimine izin verdiği anlamına gelmez. Ancak Türkiye’de yayımlanan bir eserin AB’de bulunan bir sağlayıcı tarafından AB sınırları içinde taranması hâlinde kullanımın gerçekleştiği üye devletin hukuku gündeme gelebilir. Türk hak sahipleri açısından makinece okunabilir opt-out, FSEK’in getirdiği bir zorunluluk değil; AB’deki kullanımlara karşı başvurulabilecek sınır ötesi bir koruma tedbiridir.

Makinece okunabilir hak saklı tutma şartı, telif kanununa aykırı bir teknik rehberle yaratılmış değildir; doğrudan 2019/790 sayılı Direktif’in 4. maddesinde yer alır ve üye devletlerin telif kanunları bu Direktif’e uygun biçimde düzenlenmelidir. 2024/1689 sayılı Yapay Zekâ Tüzüğü yeni bir telif istisnası yaratmaz; model sağlayıcılarının mevcut telif hukukuna ve hak saklı tutma bildirimlerine uymasını ister. Komisyon rehberleri, davranış kuralları veya teknik standartlar ise bu kanuni sınırları genişletemez.

Türkiye’den somut kullanım örnekleri

Bir yayınevinin kitap arşiviyle Türkçe dil modeli geliştirilmesi

Bir teknoloji şirketinin yayınevinden aldığı binlerce e-kitabı Türkçe dil modelini eğitmek için kullanması düşünülsün. Yayınevinin eserleri dijital olarak satma veya abonelerine okutma yetkisi, üçüncü kişiye model eğitimi için çoğaltma ve işleme yetkisi verdiği anlamına gelmeyebilir. Yayınevinin yazarlardan aldığı mali hakların kapsamı ile teknoloji şirketine verilen lisans ayrı ayrı incelenmelidir. “E-kitaba hukuka uygun erişim sağlandı” savunması tek başına yeterli olmaz; erişim ile eğitim amacıyla çoğaltma aynı işlem değildir.

Gazete arşivinin haber özetleyen bir modele alınması

Bir medya kuruluşunun yıllara yayılan haber arşivi kullanılarak ücretli bir kurumsal özetleme sistemi geliştirilebilir. Burada tek tek haber metinlerinin eser niteliği yanında fotoğraflar, infografikler, veri tabanının seçimi ve düzenlenmesi ile çalışan gazetecilerin hakları da gündeme gelebilir. Modelin yalnız olgusal bilgiyi öğrenmesi ile haber metninin özgün anlatımını veya arşivin sistematik yapısını kopyalaması aynı değerlendirmeye tabi değildir. Sözleşmelerde arşiv kullanımının “analiz”, “arama” ve “model eğitimi” yönleri ayrı yazılmalıdır.

Müzik şirketi kataloğuyla ses veya beste modeli eğitilmesi

Bir müzik şirketinin kayıtlarından ses taklidi yapan, belirli bir üslupta beste üreten veya reklam müziği hazırlayan model eğitildiğinde birden fazla hak katmanı ortaya çıkar. Beste ve söz üzerindeki eser sahipliği; icracı sanatçının bağlantılı hakları; fonogram yapımcısının hakları ve kayıt sözleşmesinin kapsamı birbirinden farklıdır. Yapımcının kaydı dijital platformlarda yayımlama yetkisi bulunması, sanatçının sesinin yeni model eğitiminde veya sentetik ses üretiminde kullanılmasına mutlaka izin verildiği anlamına gelmez. Eğitim lisansı, sentetik ses, çıktıların ticari kullanımı ve ücret paylaşımı ayrı hükümler gerektirir.

Stok fotoğraf ve ürün fotoğraflarıyla görsel model eğitilmesi

Bir e-ticaret şirketi, satıcıların yüklediği ürün fotoğraflarıyla otomatik reklam görseli üreten bir model geliştirebilir. Platformun fotoğrafı ürün sayfasında göstermeye ilişkin kullanım yetkisi, aynı fotoğrafı model eğitimi için çoğaltma ve türev görseller üretme yetkisini kapsamayabilir. Fotoğrafı kimin çektiği, satıcının hangi hakka sahip olduğu, platform koşullarındaki lisansın kapsamı ve fotoğrafta kişi bulunuyorsa kişisel veri ile kişilik hakkı boyutu ayrıca incelenmelidir.

Yazılım deposunun kod asistanına aktarılması

Bir şirketin kendi yazılım depolarını dışarıdan alınan bir kod asistanına bağlaması, yalnız gizlilik ve siber güvenlik sorunu değildir. Depoda şirket çalışanlarının kodları yanında açık kaynak bileşenleri ve üçüncü kişilerden lisanslanan modüller bulunabilir. Kodun sağlayıcının genel modelini yeniden eğitmekte kullanılması; açık kaynak lisansındaki bildirim, kaynak kodunu açma veya aynı lisansla dağıtma yükümlülüklerini tetikleyebilir. Kurumsal abonelik sözleşmesinde girdilerin eğitim için kullanılmaması, saklama süresi, modelden silme ve üçüncü kişi kodu iddialarına karşı sorumluluk açıkça düzenlenmelidir.

Ajansın müşteri kampanyalarıyla pazarlama modeli eğitmesi

Bir reklam ajansı geçmiş müşterileri için hazırladığı slogan, tasarım ve videoları yeni müşterilere içerik üreten kurum içi modele aktarabilir. Ajansın kampanyayı hazırlamış olması bütün mali hakların kendisinde olduğu anlamına gelmez; çalışan, serbest tasarımcı, fotoğrafçı, müzik yapımcısı ve müşteri arasındaki hak zinciri kontrol edilmelidir. Önceki müşteri için belirli süre ve mecra ile sınırlı alınan lisans, veri kümesine sürekli ekleme ve başka müşteriler için çıktı üretme yetkisi vermeyebilir.

Kurum içi sözleşme ve raporlarla asistan geliştirilmesi

Şirketler sözleşme, teknik rapor, eğitim materyali ve sunumlarını kurum içi bir asistanın bilgi tabanına yükleyebilir. Bu belgelerde telif hakkının yanı sıra ticari sır, kişisel veri ve sözleşmesel gizlilik yükümlülükleri birlikte bulunabilir. Belgeyi hazırlayan danışmanın müşteriye kullanım hakkı vermesi, belgenin dış sağlayıcının model eğitimine katılmasına izin verdiği anlamına gelmez. Kapalı bilgi tabanı ile sağlayıcının genel model eğitimi arasındaki teknik ve sözleşmesel sınır mutlaka doğrulanmalıdır.

Üniversite ve araştırma verisinin ticarileştirilmesi

Bir üniversite araştırma projesinde hukuka uygun biçimde toplanan makale ve veri setlerinin daha sonra bir spin-off şirketin ticari modeline aktarılması da aynı amaç kapsamında kabul edilmeyebilir. Bilimsel araştırma için sağlanan erişim, fon sözleşmesi, etik kurul koşulları, veri paylaşım protokolü ve eser lisansları ticarileştirme aşamasında yeniden incelenmelidir. AB’de bilimsel araştırma istisnasının ayrıca düzenlenmiş olması, araştırma ile ticari model geliştirme arasındaki ayrımın önemini gösterir.

Telif izni kişisel veri sorununu çözmez

Eğitim verisinde isim, yüz, ses, özgeçmiş, kullanıcı yorumu veya başka bir kişisel veri bulunuyorsa yalnız telif lisansı almak yeterli değildir. Aynı veri kümesi FSEK bakımından hukuka uygun olsa bile KVKK bakımından hukuka aykırı olabilir. Kişisel Verileri Koruma Kurumunun Üretken Yapay Zekâ ve Kişisel Verilerin Korunması Rehberi; yaşam döngüsü boyunca hukuki sebep, amaçla bağlantılılık, sınırlılık ve ölçülülük, şeffaflık, veri güvenliği ve ilgili kişi haklarının değerlendirilmesini istiyor. Bu nedenle “eğitim verisi lisanslıdır” ile “kişisel veriler hukuka uygun işlenmiştir” iki ayrı uyum sonucudur.

Örneğin bir ses arşivinin fonogram yapımcısından lisanslanması, arşivdeki kişilerin seslerinin biyometrik tanımlama veya sentetik ses üretimi amacıyla işlenmesini kendiliğinden meşru hâle getirmez. Benzer şekilde fotoğraf ajansından alınan görsel lisansı, fotoğraftaki kişinin yüzünün model eğitimi için kişisel veri olarak işlenmesi sorununu ortadan kaldırmaz.

Ücret nasıl belirlenebilir

Tartışmanın en zor kısmı, kullanım için ödeme yapılacaksa bunun nasıl hesaplanacağıdır. Her eserin tek tek lisanslanması büyük veri kümelerinde pratik olmayabilir. Buna karşılık bütün içerikleri ücretsiz hammadde saymak da yaratıcı sektörlerin ekonomik temelini zayıflatabilir. Önümüzdeki dönemde dört modelin birlikte tartışılması beklenebilir: bireysel lisans, meslek birlikleri veya diğer hak yönetim kuruluşları üzerinden toplu lisans, hak sahibinin makinece okunabilir biçimde kullanım dışında kalması ve kanunla belirlenecek ücret veya gelir paylaşımı mekanizmaları.

Avrupa Komisyonunun icracılar ve fonogram yapımcıları için tek ve hakkaniyete uygun ücret hakkını ayrı bir başlık olarak ele alması da önemlidir. Bu başlık yapay zekâ eğitimine ilişkin otomatik bir ücret kuralı değildir; fakat dijital pazarda yaratılan değerin sanatçı, yapımcı ve platform arasında nasıl paylaşılacağı tartışmasının yapay zekâdan daha geniş olduğunu gösterir.

WIPO ortak bir kural koydu mu

Türkiye’nin de üyesi olduğu Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü WIPO, yapay zekâ eğitiminde telifli eser kullanımına ilişkin bağlayıcı bir uluslararası opt-out veya ücretlendirme sistemi kabul etmiş değildir. WIPO’nun yapay zekâ ve fikrî mülkiyet forumları, rehberleri ve metadata ile hak yönetim altyapısına yönelik teknik çalışmaları tartışmaya yön verir; ancak tek başına hukuk kuralı oluşturmaz.

Türkiye’nin 2008 yılında katıldığı WIPO Telif Hakları Antlaşması ise dijital ortamda getirilecek istisnaların belirli özel durumlarla sınırlı olmasını, eserin normal kullanımına zarar vermemesini ve hak sahibinin meşru menfaatlerini ölçüsüz biçimde ihlal etmemesini gerektiren üç aşamalı testi benimser. Bu nedenle AB’nin opt-out modeli yalnız AB hukuku bakımından değil, itiraz yükünü hak sahibine bırakmasının bu uluslararası ölçütlerle ne kadar bağdaştığı yönünden de tartışılabilir.

Şirketler bugün ne yapmalı

  1. Veri envanteri çıkarılmalı. Eğitim, ince ayar ve bilgi tabanı verisinin kaynağı; erişim tarihi; hak sahibi; lisans türü ve saklama süresi kayda alınmalıdır.
  2. Lisans kapsamı açık yazılmalı. “İçeriği kullanma hakkı” gibi genel ifadeler yerine çoğaltma, metin ve veri madenciliği, model eğitimi, sentetik çıktı üretimi ve ticari kullanım ayrı ayrı düzenlenmelidir.
  3. Hak saklı tutma bildirimleri izlenmeli. Çevrim içi kaynakların kullanım şartları ve makinece okunabilir hak saklı tutma araçları teknik süreçte görünür olmalıdır.
  4. Tedarikçi sözleşmesi denetlenmeli. Sağlayıcıdan eğitim verisinin hukuka uygunluğuna ilişkin açıklama, üçüncü kişi taleplerinde savunma ve tazmin, bildirim, denetim ve model değişikliği hükümleri istenmelidir.
  5. Müşteri girdilerinin kaderi belirlenmeli. Yüklenen sözleşme, kod, fotoğraf ve raporların yalnız hizmet sunumu için mi kullanılacağı, sağlayıcının genel modeline katılıp katılmayacağı ve silme süreci açıkça yazılmalıdır.
  6. Çıktı incelemesi paylaşılmalı. Benzerlik kontrolü, engelleme filtreleri ve hak ihlali bildirim prosedürü bütünüyle son kullanıcıya bırakılmamalıdır.
  7. Kişisel veri ve gizlilik ayrı test edilmeli. Telif hakkı lisansı, KVKK bakımından hukuki sebep veya ticari sır kullanım izni yerine geçmez.
  8. Kayıt tutulmalı. Model sürümü, veri kaynağı, lisans değişikliği, silme talebi ve sağlayıcının politika değişiklikleri denetlenebilir biçimde saklanmalıdır.

Sonuç

Avrupa Komisyonunun istişaresi henüz yeni bir ödeme yükümlülüğü yaratmıyor. Buna rağmen yönü açıkça gösteriyor: Yapay zekâ eğitimi, görünmeyen ve hukuken tarafsız bir teknik aşama olarak kabul edilmeyecek. İçeriğin kaynağı, lisansı, hak sahibinin iradesi, kişisel veri boyutu ve ekonomik değerin paylaşımı birlikte değerlendirilecek.

Türkiye’de yapay zekâ eğitimine özgü açık bir FSEK istisnasının bulunmaması, şirketlerin beklemesini değil daha dikkatli davranmasını gerektiriyor. Hazır model satın alan, kendi verisiyle ince ayar yapan veya kurum belgelerini bir yapay zekâ hizmetine bağlayan her kuruluş; yalnız çıktıyı değil, modele giren içeriği ve hak zincirini de denetlemelidir.

Yapay zekâ ekonomisinin temel sorusu yalnızca makinenin ne ürettiği değildir. Makinenin kimlerin emeğiyle öğrendiği ve ortaya çıkan değerin kimlerle paylaşılacağı da hukuk tarafından cevaplanmak zorundadır.

Resmî kaynaklar

  1. Avrupa Komisyonu, Teknolojinin Telif Hakkına Etkisi Hakkında Hedefli İstişare, 29 Eylül 2026
  2. Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 2019/790 sayılı Dijital Tek Pazarda Telif Hakları Direktifi
  3. Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 2024/1689 sayılı Yapay Zekâ Tüzüğü
  4. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
  5. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü, Telif Hakkı Nedir
  6. Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Üretken Yapay Zekâ ve Kişisel Verilerin Korunması Rehberi
  7. ABD Telif Hakları Ofisi, Copyright and Artificial Intelligence Part 3 Generative AI Training, Mayıs 2025
  8. WIPO Lex, WCT taraf devletler ve Türkiye’nin katılım bilgisi
  9. WIPO, WIPO Telif Hakları Antlaşması WCT özeti
  10. WIPO, Global Forum on IP and AI

Not: Metin genel bilgilendirme niteliğindedir. Somut olayda teknik mimari, kullanılan veri, lisans zinciri, sözleşmeler ve uygulanacak ülke hukuku ayrıca incelenmelidir.

Bu yazı ilk olarak 5 Ekim 2026 tarihinde LinkedIn’de yayımlanmıştır: Yapay Zekâ Kimden Ne Öğreniyor Kime Ödeme Yapıyor?

WHO–ILO rehberi Türkiye için ne anlama geliyor

Rehberin temel birinci ilkesi: Ev ofisi işverenin sorumluluk alanının dışında değildir

Uzaktan çalışma işin yapıldığı yeri değiştirir. İşverenin çalışanı koruma borcunu ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte işveren, çalışanın evindeki bütün yaşam koşullarını yönetemez ve özel yaşam alanını sınırsız biçimde denetleyemez. Bu nedenle temel soru, “işveren evdeki her riskten sorumlu mudur” değil; işle bağlantılı, öngörülebilir ve makul önlemlerle azaltılabilir risklerin nasıl yönetileceğidir.

Dünya Sağlık Örgütü ile Uluslararası Çalışma Örgütünün birlikte hazırladığı Sağlıklı ve Güvenli Uzaktan Çalışma Teknik Rehberi, bu soruya tek bir ekipman listesiyle değil; çalışma ortamı, ergonomi, iş organizasyonu, psikososyal riskler, sağlık davranışları ve iş sağlığı hizmetlerini birlikte ele alan bir yöntemle cevap veriyor.

Rehberin temel ikinci ilkesi: Evde risk değerlendirmesi mahremiyeti ihlal etmemeli

İşverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğü, çalışanın evine habersiz girme veya sürekli görüntü isteme yetkisi vermez. Öncelik, daha az müdahaleci yöntemlerde olmalıdır. Çalışanın doldurduğu öz değerlendirme formu, çevrim içi ergonomi eğitimi, ekipman ihtiyaç bildirimi, işyeri hekimi görüşmesi ve isteğe bağlı görüntülü değerlendirme çoğu durumda yeterli olabilir.

Fotoğraf veya video gerekiyorsa amaç, kapsam, saklama süresi ve erişebilecek kişiler önceden belirlenmelidir. Çalışanın evinin geri kalanını veya aile bireylerini gösterecek görüntüler istenmemeli; mümkünse görüntü yerine ölçü ve kontrol sorularıyla değerlendirme yapılmalıdır.

Rehber hangi risklere dikkat çekiyor

Rehbere göre uzaktan çalışma iyi planlandığında işe gidip gelme süresini azaltabilir, çalışana özerklik sağlayabilir ve iş yaşam dengesi üzerinde olumlu sonuçlar doğurabilir. Buna karşılık uygun olmayan masa ve sandalye, uzun süre aynı pozisyonda çalışma, yetersiz aydınlatma ve ekran düzeni; kas iskelet sistemi sorunlarına, göz yorgunluğuna ve yaralanmalara yol açabilir.

Fiziksel yalnızlık, iş ile özel yaşam arasındaki sınırların silinmesi, düzensiz çalışma, aşırı iş yükü ve sürekli ulaşılabilir olma beklentisi ise stres, kaygı, uyku sorunları ve tükenmişlik riskini artırabilir. Bu nedenle güvenli uzaktan çalışma yalnızca çalışana dizüstü bilgisayar göndermekle kurulamaz.

Rehber Türkiye’de doğrudan bağlayıcı değildir

WHO–ILO belgesi bir uluslararası sözleşme, kanun veya yönetmelik değildir. Türkiye’nin WHO ve ILO üyesi olması, bu kuruluşların yayımladığı her teknik metni kendiliğinden Türk hukukunun parçası hâline getirmez. Yalnızca rehbere aykırılık, tek başına idari yaptırım veya tazminat sorumluluğu doğurmaz.

Buna karşılık rehber önerilerini 155 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesi, 161 sayılı İş Sağlığı Hizmetleri Sözleşmesi ve 187 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi dâhil olmak üzere ILO standartlarına dayandırıyor. Türkiye bu üç sözleşmeyi de onaylamıştır. Usulüne göre yürürlüğe konulan milletlerarası antlaşmalar, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca kanun hükmündedir. Doğrudan bağlayıcı olan teknik rehber değil, onaylanmış sözleşmeler ve Türk mevzuatıdır.

Türk mevzuatı uzaktan çalışanı da koruyor

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi işverene çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlama, gerekli her türlü önlemi alma, organizasyonu kurma ve önlemlerin uygulanmasını izleme yükümlülüğü getirir. Kanunun 10. maddesi risk değerlendirmesini; 15. maddesi sağlık gözetimini; 17. maddesi çalışanların eğitimini düzenler. Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesi de işçinin kişiliğini koruma ve iş sağlığı ile güvenliğini sağlama borcunun temelini oluşturur.

Uzaktan Çalışma Yönetmeliği’nin 12. maddesi daha doğrudan bir düzenleme içerir. İşveren, yaptığı işin niteliğini dikkate alarak uzaktan çalışanı iş sağlığı ve güvenliği önlemleri hakkında bilgilendirmek, gerekli eğitimi vermek, sağlık gözetimini sağlamak ve sağladığı ekipmanla ilgili gerekli iş güvenliği tedbirlerini almakla yükümlüdür.

Bu hükümler her işverenin her çalışana aynı masa, sandalye veya ekipmanı vermesini otomatik olarak gerektirmez. İşin niteliği, uzaktan çalışmanın süresi, kullanılan araçlar, çalışanın bildirdiği ihtiyaçlar ve risk değerlendirmesi birlikte ele alınmalıdır.

Uyum çalışmalarında rehber nasıl kullanılabilir

Rehber, Türk mevzuatındaki “gerekli önlemler”, “risk değerlendirmesi” ve “sağlık gözetimi” gibi açık uçlu yükümlülükleri uzaktan çalışma bakımından somutlaştırır. Bu nedenle şirketlerin uzaktan çalışma uyum projelerinde temel alınabilecek güvenilir bir kontrol çerçevesidir.

Uyum çalışmasında önce uzaktan yürütülen işler ve kullanılan ekipman belirlenebilir. Ardından fiziksel ortam, ergonomi, ekranlı çalışma, mola düzeni, çalışma saatleri, yalnızlık, aşırı iş yükü, acil durum iletişimi ve psikososyal riskler değerlendirilir. Uzaktan çalışma sözleşmesi, iş sağlığı politikası, eğitim içeriği, ekipman prosedürü ve çalışan öz değerlendirme formu bu sonuçlara göre hazırlanabilir.

Rehberin temel alınması, bütün önerilerin aynen ve istisnasız uygulanması anlamına gelmez. Şirket, hangi öneriyi neden uyguladığını, hangisini işin niteliği nedeniyle farklılaştırdığını ve seçilen önlemin riski nasıl azalttığını belgelemelidir. Böylece uyum dosyası yalnız bir kontrol listesi olmaktan çıkar ve işverene hesap verebilir bir karar süreci sağlar.

Bilirkişi incelemelerinde rehberin yeri

Bir iş kazası veya sağlık zararı uyuşmazlığında mahkeme ve bilirkişi öncelikle Türk mevzuatını, somut işin özelliklerini, risk değerlendirmesini, eğitim kayıtlarını, sağlanan ekipmanı ve işverenin fiilî uygulamalarını inceler. WHO–ILO rehberi mahkemeyi veya bilirkişiyi bağlayan bağımsız bir norm değildir.

Buna karşılık rehber, olay tarihinde bilinen uzaktan çalışma risklerinin, alınabilecek makul önlemlerin ve iş sağlığı hizmetlerinin kapsamının belirlenmesinde yardımcı teknik kaynak olarak dikkate alınabilir. Özellikle ergonomik risk, uzun ekran süresi, psikososyal yük veya iş organizasyonu tartışılıyorsa, bilirkişinin mesleki özen standardını değerlendirirken yararlanabileceği uluslararası bir referans oluşturur.

Bu nedenle işveren açısından önemli olan yalnızca rehberin varlığını bilmek değildir. Rehberdeki risk başlıklarının şirketin kendi koşullarına göre değerlendirildiğini, alınan veya uygun görülmeyen önlemlerin gerekçelendirildiğini gösterebilmektir.

Ekranlı çalışma için çarpıcı bir karar

Avrupa Birliği Adalet Divanı, 22 Aralık 2022 tarihli C-392/21 sayılı kararında, ekranlı çalışmanın gerektirdiği özel düzeltici araçların kapsamına gözlüğün de girebileceğini kabul etti. İşveren gerekli aracı doğrudan sağlayabilir veya çalışanın yaptığı masrafı karşılayabilir. Ancak her reçeteli gözlük otomatik olarak işveren gideri değildir; gerekliliğin göz muayenesiyle ve ekranlı çalışmaya özgü ihtiyaçla belirlenmesi gerekir.

Karar, işverenin uzaktan çalışmada da ekranlı çalışmaya bağlı sağlık risklerini “çalışan evinde çalışıyor” gerekçesiyle tamamen çalışana bırakamayacağını gösteren yararlı bir örnektir.

Şirketler için rehber kılavuzluğunda kısa kontrol listesi

Uzaktan çalışma uyum dosyasında en azından şu sorular cevaplanmalıdır:

  • Uzaktan yürütülen işler ve kullanılan ekipman envantere alındı mı?
  • Evde çalışma ortamı için mahremiyete uygun bir risk değerlendirme yöntemi var mı?
  • Ergonomi, ekran kullanımı, mola ve hareket konusunda eğitim veriliyor mu?
  • Çalışma ve iletişim saatleri açıkça belirlenmiş mi?
  • Psikososyal riskler ve aşırı iş yükü değerlendiriliyor mu?
  • Ekipman arızası, elektrik güvenliği ve acil durum iletişimi düzenlenmiş mi?
  • Sağlık gözetimi uzaktan çalışanları da kapsıyor mu?
  • Alınan önlemler ve bunların gerekçeleri kayıt altına alınıyor mu?

Sonuç

WHO–ILO rehberi Türk hukukunda tek başına bağlayıcı değildir. Ancak Türkiye’nin onayladığı ILO sözleşmeleri ve Türk iş sağlığı mevzuatıyla aynı yönde, ayrıntılı ve güvenilir bir uygulama çerçevesi sunar. Bu nedenle uyum çalışmalarında, risk değerlendirmelerinde, şirket politikalarında ve gerektiğinde bilirkişi incelemelerinde dikkate alınabilecek önemli bir kaynaktır.

Ev ofisi işverenin sınırsız denetim alanı değildir. Fakat işin örgütlenmesinden ve öngörülebilir mesleki risklerden doğan sorumluluk da evin kapısında sona ermez.

Resmî kaynaklar

  1. WHO rehberi
  2. ILO rehberi
  3. NORMLEX Türkiye
  4. Uzaktan Çalışma Yönetmeliği
  5. 6331 sayılı Kanun
  6. Türk Borçlar Kanunu
  7. Anayasa
  8. ABAD C-392/21

Bu yazı ilk olarak 30 Eylül 2026 tarihinde LinkedIn’de yayımlanmıştır: ILO’nun Uzaktan Çalışma Rehberi ve Türk Çalışma Hayatı Üzerine Etkisi

Uzaktan çalışmada işverenin iş sağlığı ve güvenliği sorumluluğu

İşverenin koruma borcu ofis kapısında bitmez; ancak işveren çalışanın bütün ev yaşamının garantörü de değildir.

Saat 08.58. Çalışan, çevrim içi toplantıya yetişmek için yatak odasından evdeki çalışma alanına geçerken merdivenden düşüyor. Saat 12.30’da mutfağa öğle yemeği almaya giderken düşen başka bir çalışan var. Bir üçüncüsü, günlük çıkış kaydını yaptıktan hemen sonra aynı merdivende yaralanıyor. Üç olay aynı evde gerçekleşebilir; fakat hukuki sonuçları aynı olmak zorunda değildir.

Uzaktan çalışma, işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte çalışanın evi, işverenin sınırsız biçimde denetleyebileceği bir işyeri de değildir. Bu nedenle asıl mesele, kazanın evde olup olmadığı değil; kazadan hemen önceki somut hareketin işin yürütülmesiyle bağlantısı, işverenin önleyebileceği bir risk bulunup bulunmadığı ve bu risk ile zarar arasındaki bağdır.

İş kazası ile işveren sorumluluğu aynı soru değildir

Evde meydana gelen bir olay değerlendirilirken önce 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesi anlamında iş kazası bulunup bulunmadığı belirlenir. Uzaktan çalışanın evi her durumda ve bütün bölümleriyle otomatik olarak işyeri sayılamaz. Buna karşılık olay, işveren tarafından yürütülen iş nedeniyle meydana gelmişse veya kararlaştırılan çalışma alanı ve zamanı içinde işle bağlantılı bir hareket sırasında gerçekleşmişse iş kazası kabulü gündeme gelebilir.

İkinci soru, işverenin tazminat sorumluluğudur. Bir olayın sosyal güvenlik hukuku bakımından iş kazası olması, işverenin her durumda kusurlu olduğu anlamına gelmez. İşverenin mevzuata, teknolojinin gereklerine veya somut riskin gerektirdiği önlemlere aykırı davranması; zararın doğması ve ihlal ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Çalışanın ağır kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru veya tamamen özel hayata ait bir tehlike bu değerlendirmeyi değiştirebilir.

Bu ayrım özellikle uzaktan çalışmada önemlidir. İşverenin sağladığı hatalı şarj cihazından kaynaklanan elektrik çarpması ile çalışanın özel e-skuter bataryasının patlaması aynı biçimde değerlendirilemez. Benzer şekilde, çalışma için yazıcıya giderken kabloya takılmak ile mesai sırasında ev işi yaparken yaralanmak arasında amaç ve faaliyet bağlantısı bakımından önemli fark vardır.

Türk hukukunda işverenin yükümlülüğü nerede başlar

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverene çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlama, risk değerlendirmesi yapma, gerekli araç ve organizasyonu kurma, eğitim verme ve sağlık gözetimini sağlama yükümlülükleri getirir. Çalışanın kendi yükümlülükleri bulunması veya işin evden yapılması, işverenin sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Uzaktan Çalışma Yönetmeliği’nin 5. maddesi işin tanımı, yapılma şekli, süresi ve yeri ile ekipman ve iletişim koşullarının sözleşmede gösterilmesini ister. Yönetmeliğin 7. maddesine göre araç ve malzemeler, aksi kararlaştırılmadıkça işveren tarafından sağlanır ve kullanım ile bakım esasları çalışana açıkça bildirilir. 12. madde ise işvereni, işin niteliğini dikkate alarak iş sağlığı ve güvenliği önlemleri hakkında bilgilendirme, gerekli eğitimi verme, sağlık gözetimini sağlama ve sağladığı ekipmanla ilgili gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğü altında bırakır.

Bu düzenlemeler işvereni çalışanın bütün konutunun bakımından sorumlu bir malik hâline getirmez. Ancak çalışma için verilen bilgisayar, ekran, sandalye, kablo, şarj cihazı ve diğer ekipmanın güvenli ve bakımlı olması; uzaktan yapılan işe özgü elektrik, yangın, ergonomi, ekranlı çalışma, elle taşıma ve psikososyal risklerin değerlendirilmesi gerekir. Çalışan ciddi bir tehlikeyi bildirirse işveren bunu ‘evin sorunu’ diyerek görmezden gelemez; risk giderilmeli, çalışma alanı değiştirilmeli veya güvenli koşullar kuruluncaya kadar alternatif çalışma düzeni sağlanmalıdır.

Yargıtay kararları hangi ölçütleri veriyor

Türkiye’de henüz Yargıtay’ın doğrudan bu konuda bir kararı yok . Ancak, aşağıdaki kararlar uzaktan çalışma kararı olarak değil, evde meydana gelen olaylarda uygulanabilecek iş kazası, kusur ve illiyet ilkelerini göstermeleri açısından önemli.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 7 Ekim 2025 tarihli E.2025/9631, K.2025/13063 sayılı kararında, işyerinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden çalışanın olayı iş kazası olarak kabul edildi. Bu karar, kazanın mutlaka dışarıdan gelen klasik bir fiziksel etkenle meydana gelmesi gerekmediğini gösterir. Uzaktan çalışan kişinin masa başında kalp krizi geçirmesi de iş kazası incelemesini gerektirebilir; ancak işverenin tazminat sorumluluğu için çalışma koşulları, bilinen sağlık riski, iş yükü ve uygun illiyet bağı ayrıca araştırılmalıdır.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 10 Ocak 2023 tarihli E.2022/12777, K.2023/83 sayılı kararında, işverenin yalnız yazılı kurallara değil, bilim ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere de uyması gerektiği belirtilirken bu sorumluluğun kusursuz sorumluluk olmadığı vurgulandı. İşverenin kusuru ile zarar arasındaki uygun illiyet bağı somut olarak kurulmalıdır.

Aynı Dairenin 28 Mart 2023 tarihli E.2022/14557, K.2023/3225 sayılı kararı ise güvenli çalışma organizasyonunun yalnız ekipman vermekten ibaret olmadığını gösteriyor. Güvensiz boşlukların bırakılması, işçinin yalnız çalıştırılması, yardımcı sağlanmaması, eğitim ve gözetim eksiklikleri birlikte incelendi. Uzaktan çalışma bakımından bunun karşılığı; güvenli ekipman, açık kullanım talimatı, risk bildirimi kanalı, gerekli eğitim ve makul takip sistemidir.

Evde hangi olaylar iş kazasına daha yakındır

İşverenin sağladığı bilgisayar veya şarj cihazı nedeniyle elektrik çarpması, görev için kullanılan kabloya takılma, çalışma sırasında iş için dosya veya çıktı almaya giderken düşme ya da işverenin talimatıyla taşınan malzeme nedeniyle yaralanma; işle bağlantının güçlü olduğu örneklerdir. Buna karşılık çocukla ilgilenme, temizlik yapma, özel tamirat veya işle ilgisiz kişisel cihaz kullanımı sırasında meydana gelen kazalarda bağ zayıflar.

Merdiven, mutfak veya banyo gibi evin ortak alanlarında gerçekleşen olaylarda yalnız mekân değil, hareketin amacı belirleyicidir. Çalışmaya başlamak için kararlaştırılan ev-ofise giderken merdivenden düşme ile çıkış yaptıktan sonra özel iş için aynı merdiveni kullanırken düşme birbirinden ayrılabilir. Su içmek, tuvalete gitmek veya öğle yemeği almak gibi zorunlu ve olağan ihtiyaçlar bakımından ise çalışma zamanı, mola düzeni, olayın gerçekleşme biçimi ve ülkenin sosyal sigorta yaklaşımı birlikte değerlendirilmelidir. Türk hukukunda bu örnekleri doğrudan çözen yerleşik bir uzaktan çalışma içtihadı henüz bulunmadığından kesin cümleler yerine olay bazlı inceleme yapılmalıdır. Örneğin:

1. İşveren cihazından elektrik çarpması

İş kazası bağlantısı: İş bağlantısı güçlüdür. İşveren yönünden inceleme: Ekipmanın güvenliği, bakımı ve çalışana verilen kullanım talimatları incelenir.

2. İş için yazıcıya giderken kabloya takılma

İş kazası bağlantısı: İş bağlantısı güçlüdür. İşveren yönünden inceleme: Kablo düzeni, verilen talimatlar ve riskin öngörülebilirliği önem taşır.

3. Ev-ofise işe başlamak için giderken düşme

İş kazası bağlantısı: İş kazası kabulü mümkündür. İşveren yönünden inceleme: Hareketin işe başlama amacı, kararlaştırılan çalışma alanı ve riskin işveren tarafından öngörülebilirliği incelenir. Türkiye’de bu olayı doğrudan çözen yayımlanmış bir Yargıtay kararı bulunmamaktadır.

4. Öğle yemeği veya su almak için mutfağa giderken düşme

İş kazası bağlantısı: Olay bazında değerlendirilmelidir. İşveren yönünden inceleme: Çalışma zamanı, mola düzeni ve kazadan hemen önceki hareketin amacı birlikte incelenir.

5. Çocuk bakımı veya ev işi sırasında yaralanma

İş kazası bağlantısı: İş bağlantısı genellikle zayıftır. İşveren yönünden inceleme: Yaralanmaya yol açan özel faaliyet baskınsa işverenin sorumluluğu doğmayabilir.

6. Çıkış kaydından sonra merdivende düşme

İş kazası bağlantısı: Çıkış kaydı, iş bağlantısını ve iş kazası karinesini zayıflatır. İşveren yönünden inceleme: Fiilî çalışmanın devam ettiği veya hareketin işveren tarafından verilen görevle bağlantılı olduğu kanıtlanırsa değerlendirme değişebilir.

Dünyadan kararlar işle bağlantıyı nasıl kuruyor

Alman Federal Sosyal Mahkemesi 8 Aralık 2021 tarihli B 2 U 4/21 R sayılı kararında, çalışanın sabah ilk kez işe başlamak üzere yatak odasından ev-ofise giderken merdivenden düşmesini sigortalı işyeri yolu kabul etti. Mahkeme için belirleyici olan, yolculuğun doğrudan işe başlama amacına hizmet etmesiydi.

Aynı Mahkeme 21 Mart 2024 tarihli B 2 U 14/21 R sayılı kararında, evden çalışan sigortalının çalışma odasını ısıtabilmek için kalorifer ayarını yükseltirken kazan patlaması sonucu yaralanmasını iş kazası kabul etti. Tehlikenin özel eve ait bir ısıtma sisteminden kaynaklanması tek başına sonucu değiştirmedi; yapılan hareket çalışma koşulunu sürdürme amacına hizmet ediyordu.

Berlin-Brandenburg Eyalet Sosyal Mahkemesinin 9 Ekim 2025 tarihli L 21 U 47/23 sayılı kararında ise yazılımcı telefon konferansındayken özel e-skuter bataryaları patladı ve çalışan pencereden atlayarak yaralandı. Mahkeme, bataryaların işle bağlantılı kullanılmadığını ve yaralanmaya yol açan somut hareketin esasen özel hayatı koruma amacı taşıdığını belirterek olayı iş kazası saymadı. Karar henüz kesinleşmedi ancak ayırım açısından önemli.

Fransa’da İş Kanunu’nun L1222-9 maddesi, uzaktan çalışmanın yürütüldüğü yerde ve mesleki faaliyet sırasında meydana gelen kazayı iş kazası sayan açık bir karine içeriyor. Buna rağmen Amiens Temyiz Mahkemesi, çıkış kaydından hemen sonra ev içindeki merdivende meydana gelen 2023 tarihli olayda karineyi uygulamadı. Aynı Mahkeme 2024’te, çalışma saatleri içinde öğle molasına çıkmak üzere ev-ofisten inerken meydana gelen düşmeyi karine kapsamında değerlendirdi. Karşılaştırma, saat kaydı kadar kazadan hemen önce yapılan hareketin amacının da önemini gösteriyor.

İşveren evde hangi tedbirleri almalı

İşverenin bütün evi denetlemesi veya konutun genel bakımını üstlenmesi beklenemez. Buna karşılık işle bağlantılı ve makul olarak öngörülebilen riskler bakımından önleme sistemi kurulmalıdır. En güvenli yaklaşım; çalışma yeri ile zaman aralığını yazılı belirlemek, işe özgü uzaktan çalışma risk değerlendirmesi yapmak, çalışana kendi çalışma alanını kontrol edebileceği bir liste vermek ve bildirilen tehlikeler için izlenecek süreci önceden açıklamaktır.

Ev incelemesi sınırsız görüntü veya sürekli kamera yoluyla yapılamaz. Önceden bildirilen ve yalnız çalışma alanıyla sınırlı bir kontrol; mümkünse çalışanın kendi beyanı, kontrol listesi veya belirli riskleri gösteren sınırlı fotoğrafla yürütülmelidir. Fiziksel ziyaret zorunluysa çalışanın rızası, konut dokunulmazlığı ve özel hayatı gözetilmeli; evin çalışma dışındaki bölümleri incelenmemelidir.

WHO ve ILO’nun Healthy and Safe Telework rehberi, uzaktan çalışmada yalnız sandalye ve masa ergonomisine değil; çalışma süresi, hareketsizlik, görsel yorgunluk, kas-iskelet sorunları, izolasyon, stres ve iş-özel yaşam sınırlarının bozulması gibi fiziksel ve psikososyal risklere birlikte yaklaşılmasını öneriyor. Bu rehber, önümüzdeki bölümde ayrıca ele alınabilecek kapsamlı bir uygulama çerçevesi sunuyor.

Kaza meydana geldiğinde ne yapılmalı

Çalışanın kazayı gecikmeden bildirebileceği tek ve açık bir kanal bulunmalıdır. Olayın saati, yapılan iş, sistem oturumları, toplantı veya görev kaydı, kullanılan ekipman, fotoğraflar ve varsa tanık bilgileri hukuka uygun biçimde korunmalıdır. Evde olduğu gerekçesiyle olayın bildirilmemesi veya araştırılmaması doğru değildir.

Olay iş kazası niteliği taşıyabilecekse 5510 sayılı Kanun’daki bildirim süreleri gözetilmeli; kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmişse üç iş günlük süre işverenin olayı öğrendiği tarihten itibaren değerlendirilmelidir. İç inceleme, çalışanın bütün evini veya özel hayatını araştırmaya dönüşmemeli; yalnız kazanın oluş biçimi ve işle bağlantılı risklerle sınırlı kalmalıdır.

İşverenler için on maddelik kontrol

  1. Uzaktan çalışmanın yapılacağı yeri ve zaman aralığını yazılı olarak belirleyin.
  2. İşe özgü elektrik, yangın, kablo, ergonomi, ekranlı çalışma ve psikososyal riskleri değerlendirin.
  3. Sağlanan bilgisayar, şarj cihazı, sandalye ve diğer ekipmanın güvenli ve bakımlı olmasını sağlayın.
  4. Kurulum, doğru kullanım, bakım ve arıza bildirimi talimatlarını yazılı ve anlaşılır biçimde verin.
  5. Uzaktan çalışma biçimine uygun iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ile sağlık gözetimini sağlayın.
  6. Çalışanın bildirdiği ciddi ev-ofis tehlikesini görmezden gelmeyin; giderin veya çalışma düzenini değiştirin.
  7. Ev kontrolünü çalışma alanıyla sınırlı, önceden bildirilmiş ve en az müdahaleci yöntemle yürütün.
  8. Çalışma süreleri, molalar, iş yükü ve erişilememe sınırlarını açıkça düzenleyin.
  9. Ev kazaları için hızlı bildirim, delil koruma ve acil yardım prosedürü oluşturun.
  10. İş kazası tespiti ile işverenin kusur ve tazminat sorumluluğunu ayrı ayrı değerlendirin.

Son söz

Uzaktan çalışmada güvenliğin sınırı, işverenin konuta fiziksel olarak ne kadar hâkim olduğuyla değil; işin doğurduğu riski ne ölçüde öngörebildiği ve önleyebildiğiyle çizilir. Çalışanın evi özel yaşam alanıdır; fakat iş bu alanda örgütleniyorsa işverenin bilgilendirme, eğitim, güvenli ekipman ve risk yönetimi yükümlülükleri kapıda kalmaz.

Evdeki her kaza iş kazası değildir. Ancak kazanın evde gerçekleşmiş olması da onu kendiliğinden özel hayat kazasına dönüştürmez. Belirleyici olan, kazadan hemen önceki somut hareketin işe hizmet edip etmediği; tazminat bakımından ise işverenin önlem eksikliği ile zarar arasındaki bağdır.

Kararlar ve resmî kaynaklar

  1. Uzaktan Çalışma Yönetmeliği – 10.03.2021 tarihli Resmî Gazete; özellikle m.5, 7, 9 ve 12. Doğrudan bağlantı. Sözleşmede yer ve zamanın belirlenmesi, ekipman ve iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri.
  2. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu – Özellikle m.4, 5, 10, 15, 17 ve 19. Doğrudan bağlantı. İşverenin önleme, risk değerlendirmesi, sağlık gözetimi ve eğitim yükümlülüğü ile çalışanın sorumlulukları.
  3. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu – Özellikle m.13. Doğrudan bağlantı. İş kazasının kapsamı ve bildirim süresi.
  4. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu – Özellikle m.417. Doğrudan bağlantı. İşverenin işçinin kişiliğini koruma ve iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma borcu.
  5. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – 07.10.2025, E.2025/9631, K.2025/13063. Doğrudan bağlantı. İşyerinde meydana gelen kalp krizinin iş kazası olarak değerlendirilmesi.
  6. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – 10.01.2023, E.2022/12777, K.2023/83. Doğrudan bağlantı. Objektifleştirilmiş kusur yaklaşımı, kusursuz sorumluluk sınırı ve uygun illiyet bağı.
  7. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – 28.03.2023, E.2022/14557, K.2023/3225. Doğrudan bağlantı. Güvenli çalışma organizasyonu, eğitim, yardım ve gözetim eksikliklerinin değerlendirilmesi.
  8. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – 02.02.2026, E.2025/11672, K.2026/587. Doğrudan bağlantı. Tazminat incelemesinden önce iş kazası tespitine ilişkin kararın kesinleşmesi gerektiği yönündeki usulî ayrım.
  9. Alman Federal Sosyal Mahkemesi – 08.12.2021, B 2 U 4/21 R. Doğrudan bağlantı. Yatak odasından ev-ofise ilk geçiş sırasında merdivenden düşmenin sigortalı işyeri yolu sayılması.
  10. Alman Federal Sosyal Mahkemesi – 21.03.2024, B 2 U 14/21 R. Doğrudan bağlantı. Çalışma odasını ısıtma amacıyla kazanı ayarlarken meydana gelen patlamanın iş kazası sayılması.
  11. Berlin-Brandenburg Eyalet Sosyal Mahkemesi – 09.10.2025, L 21 U 47/23. Doğrudan bağlantı. Telefon konferansı sırasında özel e-skuter bataryası patlamasından kaçışın işle yeterli bağı bulunmadığı gerekçesiyle reddi; resmî duyuru tarihinde kesinleşmemiş karar.
  12. Fransız İş Kanunu – L1222-9. Doğrudan bağlantı. Uzaktan çalışmanın yürütüldüğü yerde ve mesleki faaliyet sırasında meydana gelen kazalar için iş kazası karinesi.
  13. Amiens Temyiz Mahkemesi – 15.06.2023, RG 22/00474. Doğrudan bağlantı. Çıkış kaydından sonra meydana gelen merdiven kazasında karinenin uygulanmaması.
  14. Amiens Temyiz Mahkemesi – 02.09.2024, RG 23/00964. Doğrudan bağlantı. Öğle molasına çıkmak üzere ev-ofisten inerken meydana gelen düşmenin karine içinde değerlendirilmesi.
  15. WHO ve ILO – Healthy and Safe Telework, 02.02.2022. Doğrudan bağlantı. Uzaktan çalışmanın fiziksel, ergonomik ve psikososyal risklerine ilişkin resmî teknik rehber.

Bu yazı ilk olarak 24 Eylül 2026 tarihinde LinkedIn’de yayımlanmıştır: Evdeki Her Kaza İş Kazası mı?

GPS, yüz geometrisi, günlük fotoğraf ve biyometrik takipte işverenin sınırı

Saha denetimi işveren için hem bir yönetim yetkisi hem de bazı durumlarda yasal bir yükümlülüktür; yöntem yine de ölçülü olmalıdır.

Kurye her müşteride teslimat düğmesine basıyor. Teknik servis çalışanı her müdahalede cihazın karekodunu okutup iş emrini kapatıyor. Satış görevlisinin telefonu ise gün boyunca konum gönderiyor; şirket aracı mesai bittikten sonra da haritada görünmeye devam ediyor. Bir başka uygulama, kıyafet, saç, makyaj veya tıraş kontrolü için her sabah yüzü de içeren fotoğraf istiyor.

Bu örneklerin hepsi ‘saha denetimi’ başlığı altında toplanabilir; hukuken aynı değiller. Teslimat anını kaydetmek ile çalışanın bütün rotasını çıkarmak, baret kullanımını görmek ile her gün yüz fotoğrafı arşivlemek arasında önemli bir müdahale farkı var. Asıl soru, işverenin denetleyip denetleyemeyeceği değil; meşru amacı hangi veriyle ve nerede durarak gerçekleştirdiğidir.

Denetim hem hak hem yükümlülük olabilir

Sahadaki çalışanın kontrolü, işveren açısından yalnız bir yönetim hakkı değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun 399. maddesi işverenin işin görülmesine ve işyerindeki davranışlara ilişkin genel düzenleme ve talimat verebilmesini sağlar. Daha önemlisi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi işverene alınan tedbirlere uyulup uyulmadığını izleme, denetleme ve uygunsuzlukları giderme yükümlülüğü yükler. Kurye için güvenli sürüş, teknik ekip için enerji kesme prosedürü veya maden çalışanı için yeraltı konumu bu sorumluluğun parçası olabilir.

Fakat yükümlülük, mümkün olan en fazla veriyi toplama yetkisi vermez. İşveren işin yapıldığını ve güvenlik kuralına uyulduğunu gösterecek kadar denetim kurmalı; özel hayatı, molayı ve beden verisini gereksiz yere sisteme taşımamalıdır. Güvenlik sorumluluğu ile veri minimizasyonu birbirinin alternatifi değil, aynı tasarımın iki koşuludur.

Yönetim hakkı, sınırsız gözetim hakkı değildir

Sınırı Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesindeki kişiliği koruma borcu, Anayasa’nın özel hayat ve kişisel veri güvenceleri ile 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesindeki amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma ilkesi çizer. Her kontrol için amaç, gerekli veri, daha hafif seçenek, çalışma zamanı, saklama süresi ve erişecek kişiler ayrı ayrı belirlenmelidir.

Anayasa Mahkemesinin 17 Eylül 2020 tarihli E.Ü. kararı saha GPS’i hakkında değil, kurumsal e-posta incelemesi hakkındadır. Yine de işyeri gözetimi için kullanılabilir bir test verir: Çalışan önceden açıkça bilgilendirilmiş mi, meşru amaç somut mu, aynı sonuca daha az müdahaleci yöntemle ulaşılabilir mi, veri yalnız açıklanan amaç için mi kullanılmış ve haklar arasında adil denge kurulmuş mu? Konum, fotoğraf ve biyometri de bu sorulardan geçmelidir.

Kurye ve teknik serviste check-in: işi kanıtlamak ile çalışanı izlemek farklıdır

Kuryenin her müşteride check-in yapması teslimatı, zamanı ve uyuşmazlık hâlinde hizmetin yerine getirildiğini gösterebilir. Bunun için çoğu durumda paket barkodu, müşteriye gönderilen tek kullanımlık kod, elektronik imza veya yalnız teslimat anında alınan yaklaşık konum yeterlidir. Bu kayıtlar da çalışana bağlandığında kişisel veridir; ancak bütün gün süren ayrıntılı rota kaydına göre daha sınırlı bir yöntemdir.

Teknik servis çalışanında benzer bir tasarım; cihazın karekodunun okutulması, iş emrinin açılıp kapatılması ve müşteri onayıyla kurulabilir. En yakın ekibi yönlendirmek için o anda yaklaşık konum gerekebilir. Buna karşılık servis tamamlandıktan sonra telefonun arka planda konum göndermesi veya her müdahalede yüz fotoğrafı istemek ayrıca gerekçelendirilmelidir.

Fransız Yargıtayının 19 Aralık 2018 tarihli Médiapost kararında, dağıtım çalışanlarının konumu cihazla her on saniyede bir kaydediliyordu. Mahkeme, çalışma süresini GPS ile ölçmenin ancak başka bir araç bulunmadığında mümkün olabileceğini; çalışanın işini düzenleme serbestisi varsa yöntemin kullanılamayacağını belirtti. Fransız Danıştayının 15 Aralık 2017 tarihli Odeolis kararı ise sahadaki teknik servis çalışanları bakımından daha doğrudan: GPS, müdahaleleri planlama ve müşteriye verilen hizmeti faturalama/kanıtlama amacıyla kullanılabilse de çalışma süresi kontrolü, beyan formu gibi başka bir yöntem varken haklı görülmedi.

GPS: rota lazım olabilir; mesai dışındaki hayat değil

Aracın yalnız işe tahsis edilmesi ve mesai sonunda işyerine bırakılması, görev saatindeki takibi gerekçelendirmeyi kolaylaştırabilir; yine de kesintisiz ayrıntılı rota otomatik olarak gerekli olmaz. Araç eve götürülüyor veya özel kullanıma da izin veriliyorsa sınır daha açıktır: mesai dışında konum varsayılan olarak kapanmalı ve özel yolculuklar görünmemelidir. Yasak özel kullanımı denetlemek için toplam kilometre ya da istisna kaydı yeterliyse ayrıntılı güzergâh tutulmamalıdır. Hırsızlık riski de sürekli izlemeyi zorunlu kılmaz; pasif sistem, kayıp bildirimi üzerine etkinleştirilebilir.

CNIL, çalışma zamanı dışında —mola ve ev-iş yolculuğu dâhil— konum toplamayı dışlıyor ve çalışanın mesai dışında izlemeyi kapatabilmesini istiyor. AİHM’nin 13 Aralık 2022 tarihli Gramaxo/Portekiz kararında, özel kullanıma da açık şirket aracındaki GPS somut olayda ihlal sayılmadı; fakat ulusal mahkeme çalışma saati ve performans çıkarımlarını dışlamış, yalnız şirketin karşıladığı kilometre giderini denetlemek için gereken veriyi kullanmıştı. Sonuç, ‘GPS serbesttir’ değil; veri ile amacın daraltılmasının önemidir.

Aynı ayrım cep telefonu için de geçerlidir. Şirket telefonu çalışanın özel hayatını korumasız bırakmaz; kişisel telefona zorunlu takip uygulaması yüklemek ise daha ağır bir müdahaledir. Mümkünse şirket cihazı veya ayrılmış iş profili verilmeli; uygulama yalnız görev/check-in sırasında çalışmalı, yaklaşık konumla yetinmeli, arka plan erişimi kapalı olmalı ve mesai sonunda otomatik olarak susmalıdır.

Günlük fotoğraf: kıyafet kontrolü mü, yüz tanıma mı?

Baret, reflektörlü yelek veya hijyen kıyafeti gibi kurallar somut güvenlik ve sağlık ihtiyacına dayanabilir. Buna karşılık satış görevlisinin saç, makyaj veya sakal standardını; teknik servis çalışanının üniformasını her gün tam yüz fotoğrafıyla kanıtlaması daha ağır bir yöntemdir. Fotoğraf, yüzün yanı sıra çekim yerini, zamanı, ev veya araç içini ve çevredeki kişileri de kaydedebilir. Kurumsal görünüm gerekçesi, iş güvenliği kadar güçlü değildir.

Daha hafif seçenekler önce denenmelidir: amirin gözle kontrolü ve kontrol listesi, çalışanın işaretleme yapması, yalnız uygunsuzluk hâlinde tutanak, görüntünün yüz ve arka plan olmadan sadece koruyucu ekipmanı gösterecek şekilde kırpılması ya da cihaz üzerinde ‘uygun/uygun değil’ sonucu üretildikten sonra görüntünün hiç saklanmaması. Son seçenek bile çalışana bağlı bir sonuç üretebileceği için kişisel veri boyutunu tümüyle ortadan kaldırmaz; sadece müdahaleyi azaltır.

CNIL, günde iki ila dört kez ve her puantajda fotoğraf çeken sistemleri 2020’de aşırı buldu; sıradan kart ve gerektiğinde yönetici kontrolünü daha hafif seçenekler olarak gösterdi. Türkiye’de Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 30 Kasım 2023 tarihli 2023/2007 sayılı kararında da fiziksel güvenlik için görüntü yeterliyken ayrıca ses kaydı gerekli ve ölçülü görülmedi. İlke aynıdır: Denetim amacı meşru olsa bile her ek veri türünün ayrıca gerekli olması gerekir.

Biyometrik mesai takibi ile kritik alan güvenliği aynı şey değil

Her fotoğraf biyometrik veri değildir. Görüntü, kişisel veridir; yüz geometrisi çıkarılarak kişiyi benzersiz biçimde tanımak veya doğrulamak için teknik işleme tabi tutulduğunda 6698 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamındaki biyometrik veri gündeme gelir. Kişisel Verileri Koruma Kurumunun 27 Ağustos 2026 tarihli açıklamasına göre şablonun matematiksel koda çevrilmesi bu niteliği ortadan kaldırmaz.

Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 29 Nisan 2026 tarihli 2026/921 sayılı İlke Kararı, kart, PIN, RFID/NFC, imza veya yönetici kaydı gibi daha hafif yöntemler varken biyometrik mesai takibini, geçerli açık rıza bulunsa bile ölçülü görmüyor. Kritik alana erişim ise ancak somut güvenlik ihtiyacı, gerekli kişi ve alanla sınırlama ve alternatiflerin neden yetersiz kaldığının gösterilmesiyle ayrı değerlendirilebilir. Avustralya Fair Work Commission’ın Lee/Superior Wood kararında da parmak izi yerine manuel giriş imkânı varken, işten çıkarma tehdidi altında alınan rıza özgür sayılmadı ve fesih haksız bulundu.

Madenlerde ‘her an takip’ ne anlama geliyor?

Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği Ek-1, 1.1.6; yeraltındaki çalışanların giriş-çıkışlarının ve bulundukları yerlerin yerüstünden ‘her an’ izlenebilmesini ister. Bu, göçük, yangın veya tahliyede kimin nerede olduğunun bilinmesine yönelik açık bir güvenlik yükümlülüğüdür. Ancak ‘her an’, yeraltında bulunulan tehlikeli dönemi ifade eder; vardiya sonrasını kapsamaz ve yüz tanıma gibi belirli bir teknolojiyi zorunlu kılmaz. Aynı güvenlik daha az veriyle sağlanabiliyorsa o yöntem seçilmelidir.

Sakal ve kıyafet: iş güvenliği gerekçesi somut olmalı

Sakal veya kıyafet kuralı kişisel tercihe müdahale eder; bu nedenle işin niteliğiyle gerçek bağ kurulmalıdır. ABD İş Sağlığı ve Güvenliği İdaresinin solunum koruma standardı, sıkı oturan maskenin sızdırmazlığını bozan yüz kıllarına izin vermez. Böyle bir görevde tıraş şartı estetik değil hayatî güvenlik koşulu olabilir. Buna rağmen uygun maske testi veya vardiya başı gözle kontrol yeterliyse her gün yüz fotoğrafı toplamak gerekmez. Üniformanın ütüsü, makyaj veya sakal biçimi gibi kurumsal imaj tercihleri ise sürekli fotoğraflı kontrolü çok daha zor taşır.

Çalışan ne yapabilir?

Çalışan; hangi konum, fotoğraf veya biyometrik verisinin işlendiğini, hangi amaçla ve ne kadar süre saklandığını, kimlere aktarıldığını ve performans ya da disiplin kararında kullanılıp kullanılmadığını 6698 sayılı Kanun’un 11. ve 13. maddeleri uyarınca veri sorumlusu işverenden sorabilir. Yanlış kaydın düzeltilmesini, şartları varsa silinmesini isteyebilir. Başvuru reddedilir, cevap yetersiz kalır veya 30 gün içinde cevap verilmezse, cevabın öğrenilmesinden itibaren 30 ve her hâlde başvuru tarihinden itibaren 60 gün içinde Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyet edilebilir. İş hukuku yolları ayrıca saklıdır.

İşveren ne yapmalı?

Takip sistemi satın alınmadan önce ‘hangi görev, hangi risk, hangi kanıt, hangi veri, hangi saat ve hangi süre?’ soruları yazılı cevaplanmalıdır. İş güvenliği, puantaj, rota planlama, hizmet kanıtı ve performans tek bir belirsiz ‘operasyon’ amacı altında birleştirilmemelidir.

  1. Denetimin dayandığı yönetim veya iş güvenliği amacını ve somut riski yazılı belirleyin.
  2. Kuryede teslimat barkodu, müşteri kodu veya olay anı kaydı yeterliyse sürekli rota toplamayın.
  3. Teknik serviste cihaz karekodu, iş emri ve müşteri onayını; yüz fotoğrafı ve sürekli GPS’den önce değerlendirin.
  4. İşe tahsisli araç ile özel kullanıma açık aracı ayırın; mesai dışında konumu kapatın, mümkünse kilometreyle yetinin.
  5. Telefon konumunu yalnız uygulama kullanımında veya check-in anında alın; yaklaşık konum ve otomatik kapanma kullanın.
  6. Kıyafet, saç, makyaj ve tıraş kontrolünde günlük fotoğraf yerine gözle kontrol, checklist ve istisna kaydını sınayın.
  7. Fotoğraf ile yüz geometrisini ayırın; biyometriyi ancak alternatiflerin yetersizliğini gösterebildiğiniz kritik alanda düşünün.
  8. Aydınlatmada veri türünü, amacı, hukuki sebebi, çalışma zamanını, alıcıları, süreyi ve çalışan haklarını somutlaştırın.
  9. Tedarikçi erişimini ve alt işleyenleri sınırlandırın; kısa saklama, silme, şifreleme, loglama ve ihlal bildirimi kurun.
  10. Performans veya disiplin kararı öncesinde kaydı doğrulayın; çalışana açıklama, düzeltme ve itiraz imkânı verin.

Son söz

Saha çalışmasında denetim kimi zaman yönetim hakkının kullanılması, kimi zaman da iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğünün yerine getirilmesidir. Fakat iyi denetim en çok veriyi toplayan değil; teslimatı, servisi veya güvenlik kuralını en az müdahaleyle doğrulayandır.

İşveren işi ve riski izlemelidir; çalışanın bütün gününü, bedenini ve özel hayatını değil.

Güvenlik amacı izlemeyi haklı gösterebilir; yöntemi sınırsızlaştırmaz.

Resmî karar ve kaynaklar

  1. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu – Özellikle m.4/1-b. Resmî kaynak. İşverenin alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlemesi, denetlemesi ve uygunsuzlukları gidermesi yükümlülüğü.
  2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu – Özellikle m.399 ve 417. Resmî kaynak. İşverenin yönetim ve talimat yetkisi ile işçinin kişiliğini koruma borcunun birlikte değerlendirilmesi.
  3. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu – Özellikle m.4, 5, 6, 10, 11, 12, 13 ve 14. Resmî kaynak. Amaçla bağlantılılık, sınırlılık ve ölçülülük; özel nitelikli veri, aydınlatma, güvenlik ve başvuru yollarının temel çerçevesi.
  4. Kişisel Verileri Koruma Kurulu – 29.04.2026, 2026/921 sayılı İlke Kararı. Resmî kaynak. Biyometrik mesai takibinin, alternatifler varken açık rıza bulunsa dahi ölçülülük şartını karşılamadığı; kart, PIN, RFID/NFC ve imza gibi yöntemlerin tercih edilmesi gerektiği.
  5. Kişisel Verileri Koruma Kurumu – 27.08.2026 tarihli açıklama. Resmî kaynak. Matematiksel kodun biyometrik niteliği ortadan kaldırmadığı; kritik alan güvenliği kullanımının gerekli alan/kişi, alternatifsizlik ve ölçülülük şartlarıyla olay bazında ele alınacağı.
  6. Kişisel Verileri Koruma Kurulu – 30.11.2023, 2023/2007. Resmî kaynak. Fiziksel güvenlik için görüntü kaydı yeterliyken ayrıca ses kaydının gerekli ve ölçülü bulunmaması; veri türlerinin ayrı ayrı sınanması.
  7. Anayasa Mahkemesi – E.Ü. – 17.09.2020, B. No: 2016/13010. Resmî kaynak. Doğrudan saha takibi kararı değildir; işyeri gözetiminde önceden bilgilendirme, meşru amaç, gereklilik, daha az müdahaleci yöntem ve ölçülülük ölçütlerini ortaya koyar.
  8. Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği değişikliği – 10.03.2015, RG 29291; Ek-1 m.1.1.6. Resmî kaynak. Yeraltı madenlerinde giriş-çıkışların ve yeraltında bulunulan yerlerin her an yerüstünden doğru biçimde izlenebilmesini sağlayan sistem zorunluluğu.
  9. CNIL – Çalışan araçlarında konum takibi – 30.05.2023 tarihli resmî rehber. Resmî kaynak. Teslimat/hizmet kanıtı, en yakın ekibin yönlendirilmesi ve güvenlik gibi amaçlar; sürekli kontrolün ve mesai dışı konumun dışlanması; ayrıntılı rota yerine kilometre veya olay kaydı.
  10. CNIL – Mobil uygulamalarda konum – 07.07.2026 tarihli resmî rehber. Resmî kaynak. Kesin ve sürekli konum yerine yaklaşık konum, yalnız uygulama kullanılırken erişim, mümkünse cihaz üzerinde işleme ve gereksiz arka plan takibinin kapatılması.
  11. CNIL – Fotoğraflı puantaj sistemleri – 27.08.2020 tarihli resmî yaptırım duyurusu. Resmî kaynak. Her giriş-çıkışta günde iki ila dört fotoğraf alınmasının aşırı bulunması; kart ve yönetici kontrolü gibi daha hafif yöntemlerin tercih edilmesi.
  12. Fransız Danıştayı – Odeolis – 15.12.2017, No. 403776. Resmî kaynak. Sahadaki teknik servis çalışanlarında GPS’in müdahale planlama ve hizmet kanıtı için kullanılabilmesi; başka araç varken çalışma süresi kontrolünde kullanılamaması.
  13. Fransız Yargıtayı – Médiapost – 19.12.2018, No. 17-14.631. Resmî kaynak. Dağıtım çalışanlarının konumunun her on saniyede kaydedilmesi; çalışma süresinin GPS ile kontrolünün ancak başka araç yoksa değerlendirilebilmesi.
  14. AİHM – Gramaxo/Portekiz – 13.12.2022, B. No: 26968/16. Resmî kaynak. Şirket aracı GPS verisinin yalnız kilometre ve gider kontrolü için, önceden bilgi verilerek dar kullanımı; somut olayda 8. madde ihlali bulunmaması.
  15. Avustralya Fair Work Commission – Lee/Superior Wood – 01.05.2019, [2019] FWCFB 2946. Resmî kaynak. Kereste fabrikasında parmak iziyle devam takibini reddeden işçinin feshinin; özgür rıza, alternatif yöntem ve veri güvenliği sorunları nedeniyle haksız bulunması.
  16. ABD İş Sağlığı ve Güvenliği İdaresi – Solunum koruma standardı – 29 CFR 1910.134(g)(1)(i). Resmî kaynak. Sıkı oturan maskenin sızdırmazlığını bozan yüz kıllarına izin verilmemesi; görünüş kuralı ile somut iş güvenliği gereğinin ayrılmasına resmî örnek.
  17. Kişisel Verileri Koruma Kurumu – Başvuru ve şikâyet yolları – 6698 sayılı Kanun m.11, 13 ve 14. Resmî kaynak. Önce veri sorumlusuna başvuru; cevap yetersizse veya 30 günde cevap yoksa, cevabın öğrenilmesinden itibaren 30 ve her hâlde başvurudan itibaren 60 gün içinde şikâyet yolu.

Bu yazı ilk olarak 16 Eylül 2026 tarihinde LinkedIn’de yayımlanmıştır: Sahadaki Çalışan Ne Kadar İzlenebilir?

Video mülakatta yüz, ses ve davranış analizi; 6698 sayılı Kanun m.11/1-g, GDPR m.22 ve AB Yapay Zekâ Tüzüğü

Adayın yüzünden duygu tahmin etmek, mesleki yeterliliğini ölçmek değildir.

Bir aday kameraya bakıyor. Sistem, göz hareketlerinden ‘özgüven’, ses tonundan ‘heyecan’, yüz ifadesinden ‘uyum’ puanı çıkarıyor. İnsan kaynakları ekranında tek bir sonuç beliriyor: uygun değil.

Fakat yüz, ses ve davranıştan duygu çıkarmak; bir adayın mesleki yeterliliğini ölçmekten çok daha müdahaleci bir işlemdir. Üstelik AB Yapay Zekâ Tüzüğü, bu sistemlerin bilimsel temeline ilişkin ciddi kaygıları açıkça kayda geçiriyor: Duygular kültürler ve durumlar arasında, hatta aynı kişide bile değişebilir; sistemlerin güvenilirliği, özgüllüğü ve genellenebilirliği sınırlıdır.

Bu nedenle asıl soru ‘yapay zekâ kullanılabilir mi?’ değil. Hangi verinin, hangi amaçla, hangi doğruluk iddiasıyla işlendiği; skorun kararı ne ölçüde belirlediği; adayın bilgi alma, insan incelemesi isteme ve sonuca itiraz etme imkânının bulunup bulunmadığıdır.

Türkiye’de gerçek bir örnek var

Turkcell, 21 Temmuz 2020 tarihli kendi basın bülteninde yeni mezun işe alım sürecinde video mülakat aşamasındaki yaklaşık 3.000 adayın ‘duygu-durum değerlendirmesinin’ yapay zekâ aracılığıyla yapıldığını açıkladı. Aynı açıklamada, bire bir mülakat sonuçlarıyla yapay zekâ analizlerinin uyuştuğu ve kullanımın artarak süreceği belirtildi. 2021 tarihli başka bir şirket duyurusu da yaklaşık 2.000 adayın değerlendirilmesinde yapay zekâ algoritması kullanıldığını aktardı.

Bu kullanım tek başına uygulamanın hukuka aykırı olmasını nedeni değildir; sistemin teknik yapısı, amaç, hukuki sebep, saklanan veriler ve skorun karardaki ağırlığı aykırılşık olup olmadığının belirlenmesinde kullanılacak kriterlerdir. Ancak Türkiye’de işe alımda yapay zekâ kullanımının varsayımsal değil, gerçek olduğunu gösteriyor. 2020’de yenilik olarak sunulan bir yöntem bugün veri koruma, ayrımcılık ve insan denetimi testlerinden geçmek zorunda.

Yüz görüntüsü ve ses kaydı hangi veri?

Adayın görüntüsü, sesi, konuşma metni, tepki süresi ve sistemin ürettiği ‘stresli’, ‘uyumlu’ veya ‘güvenilir’ gibi sonuçlar kişisel veridir. Fakat her yüz veya ses analizi otomatik olarak biyometrik veri sayılmaz. Veriler belirli bir teknik işlemle kişiyi benzersiz biçimde tanımlamak ya da doğrulamak için kullanılıyorsa biyometrik veri niteliği gündeme gelir. Sistem ayrıca sağlık veya engellilik hakkında çıkarım yapıyorsa özel nitelikli kişisel veri riski büyür.

Hangi sınıfa girerse girsin, 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesindeki hukuka ve dürüstlük kurallarına uygunluk, doğruluk, belirli ve meşru amaç, amaçla bağlantılılık, sınırlılık ve ölçülülük ile saklama süresi ilkeleri uygulanır. ‘Aday kabul etti’ cümlesi ölçüsüz bir işlemi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. İşe girmek isteyen kişinin reddetmesi hâlinde gerçek bir alternatif yolu yoksa açık rızanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığı da ayrıca tartışılır.

6698 sayılı Kanun m.11/1-g ne sağlıyor?

Kanun’un 11. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi, işlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi sonucunda kişinin aleyhine bir sonuç doğmasına itiraz hakkı tanıyor. Yapay zekâ puanı adayın elenmesine yol açıyorsa bu hüküm doğrudan önem kazanır.

Burada ince bir fark var: m.11/1-g, otomatik kararı baştan ve mutlak biçimde yasaklayan bir hüküm değildir; aleyhe sonuca itiraz hakkıdır. Bu nedenle işverenin süreçten önce aydınlatma yapması, hangi çıktının üretildiğini açıklaması, adayın insan tarafından yeniden değerlendirme isteğini işleyecek bir kanal kurması ve itirazı gerçekten kararı değiştirebilecek yetkili bir kişiye göndermesi gerekir. Ekrandaki puana bakıp yalnız ‘onayla’ düğmesine basmak, anlamlı insan incelemesi değildir.

Aday ayrıca m.11 uyarınca verinin işlenip işlenmediğini, amacını, aktarılan üçüncü kişileri ve yanlış verinin düzeltilmesini sorabilir; silme veya yok etme ile hukuka aykırı işleme nedeniyle zararın giderilmesini talep edebilir.

Türkiye’de doğrudan yargı kararı var mı?

Yayımlanmış ve erişilebilir kaynaklarda doğrudan ‘işe alımda yapay zekâ ile duygu analizi’ hakkında bir Yargıtay, bölge adliye mahkemesi veya AYM kararı tespit edilemedi. Bu boşluğu saklamadan belirtmek gerekir.

Bununla birlikte AYM’nin E.Ü. kararındaki ölçütler kıyas yoluyla yol gösterir. Kurumsal e-posta denetimine ilişkin kararda Mahkeme; çalışanın önceden açıkça bilgilendirilip bilgilendirilmediğini, işverenin meşru amacını, müdahalenin gerekli olup olmadığını, daha az müdahaleci bir yöntem bulunup bulunmadığını ve kapsamın ölçülü tutulup tutulmadığını değerlendirdi. Karar yapay zekâ veya işe alım hakkında değildir; fakat adayın yüzünden ve sesinden kişilik çıkarımı yapan daha müdahaleci bir süreçte aynı anayasal sorular daha da güçlü biçimde doğar.

Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 29 Nisan 2026 tarihli, 2026/921 sayılı biyometrik mesai takibi İlke Kararı da doğrudan işe alıma ilişkin değildir. Yine de geçerli açık rıza bulunsa dahi sırf mesai takibi için biyometrik işlemenin ölçülü olmayabileceğini belirtmesi önemlidir: Rıza, gereklilik ve ölçülülük incelemesinin yerine geçmez.

Avrupa Birliği: yasak, yüksek risk ve otomatik karar

AB Yapay Zekâ Tüzüğü m.5/1-f, biyometrik veriden işyerinde duygu çıkaran yapay zekâ sistemlerinin piyasaya sunulmasını, hizmete alınmasını ve kullanılmasını tıbbi veya güvenlik amaçları dışındaki hâllerde yasaklıyor. Bu yasak 2 Şubat 2025’ten beri uygulanıyor. Metin ‘işyeri alanı’ diyor; işe alım aşamasının kapsama girip girmediği yorum gerektiriyor. 2026 tarihli hakemli bir Türkçe çalışma, güç dengesizliği ve ayrımcılık riskleri nedeniyle aday–işveren ilişkisinin de geniş yorumla kapsama alınmasını savunuyor.

Duygu çıkarımı yasağı dışında kalan işe alım sistemleri de serbest bölge değildir. Özgeçmişleri filtreleyen veya adayları değerlendiren yapay zekâ, Tüzük Ek III/4-a uyarınca kural olarak yüksek riskli kullanım alanıdır. Ayrıca GDPR m.4/4, iş performansı, güvenilirlik veya davranışı tahmin eden otomatik işlemleri profilleme olarak tanımlar. GDPR m.22 ise hukuki veya benzer derecede önemli etki doğuran yalnız otomatik karara tabi olmama hakkı verir; Gerekçe 71 insan müdahalesi olmaksızın elektronik işe alımı açıkça örnek gösterir.

ABAD’ın 7 Aralık 2023 tarihli SCHUFA kararında, üçüncü kişinin kararında belirleyici rol oynayan kredi skorunun üretilmesi bizzat m.22 kapsamındaki karar sayılabildi. Bu bir işe alım davası değildir; fakat güçlü bir benzetme sunar: İşveren yapay zekâ skorunu fiilen belirleyici kabul ediyorsa son aşamada insanın ekrana tıklaması sistemi ‘insanlı’ hâle getirmeyebilir.

Amerika Birleşik Devletleri: ayrımcılık ve denetim

ABD’de tek bir federal ‘yapay zekâ ile işe alım’ kanunu yok; ancak ayrımcılık hukuku teknoloji kullanıldığında ortadan kalkmıyor. EEOC’nin iTutorGroup davasında şirketin çevrim içi yazılımı 55 yaş ve üzeri kadınları, 60 yaş ve üzeri erkekleri otomatik olarak reddedecek şekilde programlanmıştı. 200’den fazla nitelikli adayın etkilendiği iddia edildi ve dava 365.000 dolar ile ayrımcılığı önleyici tedbirler içeren uzlaşmayla sonuçlandı. Bu bir esas hükmü değil, resmî olarak duyurulan mahkeme onaylı uzlaşmadır.

New York City Local Law 144, otomatik istihdam karar araçlarının kullanılmasını son bir yıl içinde bağımsız önyargı denetimi yapılması, özet sonuçların yayımlanması ve adaylara önceden bildirim verilmesi koşullarına bağlıyor. Illinois Artificial Intelligence Video Interview Act ise video mülakatı yapay zekâ ile analiz eden işverenlerden adayı önceden bilgilendirmesini, sistemin nasıl çalıştığı ve değerlendirdiği genel özellikler hakkında açıklama yapmasını ve onay almasını istiyor. Bu kurallar duygu analizini her durumda meşru kılmaz; şeffaflık ve ayrımcılık denetiminin asgari başlangıç olduğunu gösterir.

Aday ne yapabilir?

Olumsuz bir aday skoru veya otomatik ret ile karşılaşan kişi, önce işverene ya da ilan edilen veri sorumlusuna yazılı başvuru yapabilir. Başvuruda hangi kişisel verilerin işlendiği, hangi kaynaktan elde edildiği, hangi skor veya kategorinin üretildiği, bu çıktının işe alım kararındaki rolü ve verilerin kimlere aktarıldığı sorulabilir. Yanlış verinin düzeltilmesi, şartları varsa silme veya yok etme ve 6698 sayılı Kanun m.11/1-g uyarınca aleyhe otomatik sonuca itiraz ile yetkili bir kişi tarafından yeniden inceleme açıkça talep edilebilir.

Veri sorumlusu başvuruyu en geç 30 gün içinde sonuçlandırmalıdır. Cevap reddedilir veya yetersiz kalırsa yahut süresinde cevap verilmezse, cevabın öğrenilmesinden itibaren 30 gün ve her hâlde veri sorumlusuna başvuru tarihinden itibaren 60 gün içinde Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyet edilebilir. Yaş, cinsiyet, engellilik veya başka bir korunan temelde ayrımcılık şüphesi varsa olayın niteliğine göre Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna başvuru ile iş hukuku ve yargı yolları da ayrıca değerlendirilebilir. İlan metni, aydınlatma metni, ekran görüntüsü, e-posta ve ret bildirimi saklanmalıdır.

Şirketler ne yapmalı?

En güvenli başlangıç, işe alım için ‘duygu skoru’ üretmeye gerçekten ihtiyaç olup olmadığını sormaktır. Mesleki yeterlilik yapılandırılmış soru, iş örneği ve doğrulanabilir ölçütlerle değerlendirilebiliyorsa yüz ve ses üzerinden kişilik çıkarımı gereksizdir.

  1. İhtiyacı kanıtlayın: Duygu çıkarımı yerine daha az müdahaleci, işle bağlantılı bir ölçüt kullanılabiliyor mu?
  2. Her çıktıyı yazın: Görüntü, ses, metin, yüz işaretleri, ses özellikleri, duygu etiketi ve aday puanı.
  3. m.5 ve gerekiyorsa m.6 kapsamında geçerli hukuki sebebi ayrı ayrı belirleyin; açık rızayı varsayılan çözüm yapmayın.
  4. Aydınlatmada yapay zekâ kullanıldığını, üretilen skorları, amacını, saklama süresini ve alıcıları açıkça anlatın.
  5. Adaya gerçek bir yapay zekâsız değerlendirme alternatifi ve erişilebilir başvuru yolu sunun.
  6. Doğruluk, ayrımcılık ve engellilik etkisini işe başlamadan ve düzenli aralıklarla test edin; sonuçları belgeleyin.
  7. Skoru tek başına eleme sebebi yapmayın; yetkili insan incelemesi, gerekçe ve kararı değiştirme imkânı kurun.
  8. m.11/1-g itirazlarını alacak, kaydedecek ve süresinde cevaplayacak bir süreç oluşturun.
  9. Tedarikçinin model eğitimi, alt işleyenleri, yurt dışı aktarımı, güvenliği ve veri silme yükümlülüğünü sözleşmeye bağlayın.
  10. Saklama süresi bitince ham video, ses, ara özellikler ve türetilmiş skorları birlikte silin; silmeyi doğrulayın.

Son söz

Türkiye’de işe alımda duygu analizini adıyla yasaklayan özel bir hüküm bulunmuyor. Bu, uygulamanın serbest olduğu anlamına gelmez. Gereklilik, ölçülülük, doğruluk, ayrımcılık riski, özel nitelikli veri ihtimali, aydınlatma ve m.11/1-g itiraz hakkı birlikte değerlendirildiğinde, adayın yüzü ve sesinden karakter veya uygunluk sonucu çıkarmayı hukuken savunmak çoğu kullanımda güçtür.

İyi işe alım, adayın ne hissettiğini tahmin etmeye değil; işi yapabilecek bilgi, beceri ve deneyimi adil biçimde ölçmeye dayanır.

Yapay zekâ karar vermeyi hızlandırabilir; adil olma, açıklama ve itiraz sorumluluğunu ortadan kaldıramaz.

Resmî karar ve kaynaklar

  1. Kişisel Verileri Koruma Kurumu – İlgili kişinin hakları – 6698 sayılı Kanun m.11; özellikle m.11/1-g. Doğrudan bağlantı. Münhasıran otomatik analiz sonucunda kişinin aleyhine sonuç doğmasına itiraz hakkı ile bilgi, düzeltme, silme ve tazminat taleplerini açıklar.
  2. Kişisel Verileri Koruma Kurumu – Veri sorumlusuna başvuru hakkı – 6698 sayılı Kanun m.13. Doğrudan bağlantı. İlgili kişinin hak talepleri için önce veri sorumlusuna başvurması gerektiğini ve başvurunun en geç 30 gün içinde sonuçlandırılacağını açıklar.
  3. Kişisel Verileri Koruma Kurumu – Şikâyet hakkı – 6698 sayılı Kanun m.14. Doğrudan bağlantı. Cevabın öğrenilmesinden itibaren 30 gün ve her hâlde veri sorumlusuna başvuru tarihinden itibaren 60 gün içinde Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyet sürelerini açıklar.
  4. Kişisel Verileri Koruma Kurulu – Biyometrik mesai takibi İlke Kararı – 29.04.2026, 2026/921; Resmî Gazete 02.06.2026. Doğrudan bağlantı. Mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlemenin geçerli açık rıza bulunsa dahi ölçülülük şartını sağlamayabileceğini belirtir. İşe alım kararı değildir; gereklilik ve ölçülülük bakımından kullanılmıştır.
  5. Turkcell – işe alımda duygu-durum değerlendirmesi – Şirket basın bülteni, 21.07.2020. Doğrudan bağlantı. Yaklaşık 3.000 adayın video mülakatta duygu-durum değerlendirmesinin yapay zekâ ile yapıldığını şirketin kendi kaynağından açıklar.
  6. Anayasa Mahkemesi – E.Ü. başvurusu – B. No: 2016/13010, 17.09.2020; R.G. 14.10.2020. Doğrudan bağlantı. Kurumsal e-posta denetiminde önceden bilgilendirme, meşru amaç, gereklilik, daha az müdahaleci araç ve ölçülülük ölçütlerini ortaya koyar. Yapay zekâ ya da işe alım kararı değildir.
  7. AB Genel Veri Koruma Tüzüğü – GDPR m.4/4, m.13-15, m.22 ve Gerekçe 71. Doğrudan bağlantı. Profilleme tanımı, otomatik karar güvenceleri, bilgi edinme hakları ve insan müdahalesiz elektronik işe alım örneği.
  8. Avrupa Veri Koruma Kurulu – otomatik karar ve profilleme rehberi – WP251 rev.01; 06.02.2018’de onaylandı. Doğrudan bağlantı. GDPR m.22 kapsamındaki yalnız otomatik karar, önemli etki, anlamlı insan müdahalesi, şeffaflık ve itiraz güvencelerini uygulama örnekleriyle açıklar.
  9. AB Yapay Zekâ Tüzüğü – Tüzük (AB) 2024/1689; m.3/39, m.5/1-f, Ek III/4-a, m.113. Doğrudan bağlantı. İşyerinde biyometrik veriden duygu çıkarımını tıbbi veya güvenlik amaçları dışında yasaklar; işe alım ve aday değerlendirme sistemlerini yüksek risk alanında sayar.
  10. ABAD – SCHUFA Holding – C-634/21, 07.12.2023, ECLI:EU:C:2023:957. Doğrudan bağlantı. Üçüncü kişinin kararında belirleyici rol oynayan skorun üretilmesini GDPR m.22 kapsamında karar sayar. İşe alım davası değildir; belirleyici aday skoruna kıyas yapılmıştır.
  11. EEOC – iTutorGroup – Duyuru 11.09.2023; No. 1:22-cv-02565. Doğrudan bağlantı. Yaş ve cinsiyete göre otomatik ret verdiği ileri sürülen işe alım yazılımı nedeniyle 365.000 dolarlık uzlaşma. Esas hakkında hüküm değil, resmî uzlaşma duyurusudur.
  12. New York City DCWP – Local Law 144 – Uygulama 05.07.2023’te başladı. Doğrudan bağlantı. Otomatik istihdam karar araçları için yıllık önyargı denetimi, sonuçların yayımlanması ve aday bildirimi şartları ile şikâyet yolunu açıklar.
  13. Illinois – Artificial Intelligence Video Interview Act – 820 ILCS 42; 01.01.2020’den beri yürürlükte. Doğrudan bağlantı. Video mülakatın yapay zekâ ile analizinden önce bildirim, genel işleyiş açıklaması ve aday onayı arar.
  14. Alp Berkay Soyfidan – hakemli akademik çalışma – Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi 16(5), 88-137; 01.09.2026. Doğrudan bağlantı. İşyerinde duygu tanıma sistemlerini GDPR ve AB Yapay Zekâ Tüzüğü bakımından inceler; aday–işveren ilişkisini de yasak kapsamına geniş yorumla almayı savunur.
  15. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu – Ayrımcılıkla mücadele görev alanı ve e-Başvuru. Doğrudan bağlantı. Yaş, cinsiyet, engellilik veya başka bir korunan temelde ayrımcılık iddiaları bakımından resmî başvuru kanalını sunar.

Bu yazı ilk olarak 14 Eylül 2026 tarihinde LinkedIn’de yayımlanmıştır: İşe Alımda Yapay Zekâ: Adayın Duygusunu Ölçmek Hukuka Uygun mu?

Uzaktan çalışmada korsan yazılım, zararlı yazılım ve işverenin veri güvenliği sorumluluğu

Pandemi döneminde uzaktan çalışan bir mühendis, şirket sistemlerine kendi bilgisayarından bağlanıyordu. Bilgisayarda lisanssız bir yazılım vardı. İnternet trafiği şirketin VPN tünelinden çıktığı için kullanım kurumsal IP adresiyle ilişkilendirildi ve yazılım hak sahibi şirkete yöneldi. Uyuşmazlık görüşmeyle çözüldü; fakat olay önemli bir soruyu bıraktı: Çalışanın kişisel cihazındaki korsan veya zararlı yazılım, ne zaman işverenin hukuki sorumluluğuna dönüşür?

Bu örnek anonimleştirilmiş bir uygulama vakasıdır. Türkiye’de yayımlanmış bir karar ise şaşırtıcı ölçüde benzer bir tabloyu ele alıyor. Üstelik karar, işverenin sorumluluktan kurtulmasını yalnızca bilgisayarın çalışana ait olmasına değil, iş amaçlı kullanımın kanıtlanamamasına ve önceden alınan somut tedbirlere bağlıyor.

Türkiye’den yakın örnek: şahsi bilgisayardaki lisanssız yazılım

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 15 Şubat 2024 tarihli, E.2020/2585, K.2024/285 sayılı kararında, bir yazılım hak sahibi işyerinde lisanssız kullanım bulunduğunu ileri sürdü. İnceleme sırasında yazılım, çalışanın sırt çantasında bulunan şahsi bilgisayarında tespit edilmişti. Şirketin kurumsal bilgisayarlarında aynı lisanssız yazılıma rastlanmamıştı.

İlk derece mahkemesi işvereni Türk Borçlar Kanunu’nun 66. maddesi kapsamında sorumlu tuttu. Bölge adliye mahkemesi ise kararı kaldırarak davayı reddetti. Gerekçe bakımından üç unsur öne çıktı: Bilgisayar çalışana aitti; cihazın şirket işi için kullanıldığına dair başka bir delil yoktu; işveren, çalışanlara lisanssız yazılım kurulmaması konusunda yazılı taahhüt imzalatmış ve kurumsal bilgisayarlarda bu tür kurulumları engelleyen güvenlik duvarı kullandığını ortaya koymuştu.

Karar, ‘kişisel cihazdaki her lisanssız yazılımdan işveren sorumsuzdur’ sonucu doğurmuyor. Tam tersine, sınırı gösteriyor. Kişisel cihaz işverenin bilgisi ve onayıyla iş için kullanılıyorsa, çalışan bu cihazla kurumsal ağa bağlanıyorsa veya yazılımdan işveren yararlanıyorsa değerlendirme değişebilir. Uzaktan çalışmada kurumsal IP kaydı, VPN oturumu, dosya erişimi ve görev kayıtları da iş amaçlı kullanım tartışmasına eklenecektir.

VPN güvenli bir tüneldir; fakat tünele giren cihaz da güvenli olmalıdır

VPN, bağlantıyı şifreleyebilir ve dış erişimi kontrol altına alabilir. Ancak güncel olmayan, kötü amaçlı yazılım içeren veya ayrıcalıklı parolaları tarayıcıda saklayan bir kişisel cihazdan açılan tünel, riski de doğrudan kurumsal sisteme taşıyabilir. Bu nedenle ‘VPN kurduk’ cümlesi tek başına yeterli bir güvenlik programı değildir.

Uzaktan Çalışma Yönetmeliği’nin 11. maddesi işverene, işyeri ve işe ilişkin verilerin korunması konusunda çalışanı bilgilendirme ve gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü yüklüyor. Korunacak verinin tanım ve kapsamının sözleşmede belirlenmesi; çalışanın da belirlenen kurallara uyması gerekiyor. 6698 sayılı Kanun’un 12. maddesi ise veri sorumlusunun uygun güvenlik düzeyini sağlamak için gerekli teknik ve idari tedbirleri almasını zorunlu kılıyor.

Çalışanın hatası işvereni otomatik olarak kurtarmıyor

Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 9 Ocak 2025 tarihli, 2025/88 sayılı kararı bu noktada çok çarpıcı. Saldırganlar, bilgi işlem yöneticisinin bilgisayarına tarayıcı tabanlı zararlı yazılımla erişti; tarayıcıda kayıtlı kullanıcı adı ve parolaları ele geçirdi; buradan şirket sistemine girdi. Çalışan paniğe kapılarak bilgisayarı formatladı ve diski çıkardı. İhlal 505.337 müşterinin verisini etkiledi.

Kişisel Verileri Koruma Kurulu; saldırgan sisteme girdiğinde alarm üretecek bir yapının bulunmamasını, iki faktörlü doğrulama ile SIEM ve güvenlik duvarı gibi temel önlemlerin ancak ihlalden sonra alınmasını ve ihlal öncesi eğitimlerin belgelendirilememesini işveren aleyhine değerlendirdi. Veri güvenliği eksikleri ile bildirim yükümlülüğünün ihlali için toplam 1.000.000 TL idari para cezası uygulandı.

Bu kararın uzaktan çalışma bakımından mesajı açık: ‘Çalışan özensiz davrandı’ savunması, veri sorumlusunun sistem tasarımı, erişim kontrolü, eğitim ve izleme yükümlülüklerini ortadan kaldırmıyor. Benzer biçimde 6 Mart 2024 tarihli, 2024/413 sayılı kararda çok faktörlü doğrulamanın ve yamaların ancak olaydan sonra devreye alınması, ağın yeterince ayrıştırılmaması ve uzaktan erişim risklerinin önceden yönetilmemesi nedeniyle 150.000 TL idari para cezası verildi.

Fransa: VPN ve MFA yoksa dış erişim kapısı açık kalabilir

Fransa veri koruma otoritesi CNIL, 21 Temmuz 2026 tarihli kararında Hôpital Privé de la Loire’a 500.000 avro ceza verdi. Hastane dışından kullanılan hasta kayıt sisteminde VPN ve çok faktörlü doğrulama bulunmuyordu. Tek bir hesabın tüm hasta kayıtlarına erişebilmesi ve şüpheli hareketleri kısa sürede yakalayacak alarm mekanizmasının olmaması, ihlalin 524.867 hasta ile 202.246 yakınına yayılmasını kolaylaştırdı.

Buradaki ders, belirli bir ürünü satın alma zorunluluğundan daha geniştir: Dış erişim güçlü kimlik doğrulama, en az yetki, ağ ve veri segmentasyonu ile anomali tespiti birlikte tasarlanmadıkça ‘uygun güvenlik’ oluşmaz.

Birleşik Krallık: kişisel cihazdan kurumsal kasaya uzanan saldırı

Birleşik Krallık Bilgi Komiserliği, LastPass’i Aralık 2025’te 1,2 milyon sterlin cezalandırdı. Saldırgan önce bir kurumsal bilgisayarı, ardından kıdemli bir çalışanın kişisel bilgisayarını hedef aldı. Kişisel cihazdaki üçüncü taraf yazılım açığından yararlanıldı; tuş kaydediciyle ana parola elde edildi; kişisel ve kurumsal parola kasalarının aynı ana parolayla bağlantılı olması saldırganın şirket anahtarlarına ulaşmasını kolaylaştırdı.

Bu olay, BYOD politikasının yalnızca ‘kişisel cihaz kullanılabilir’ cümlesinden ibaret olamayacağını gösteriyor. Kritik yetkili kullanıcıların kişisel cihazları, üçüncü taraf yazılımları, parola kasaları ve güvenilir cihaz çerezleri de tehdit modeline dâhil edilmelidir.

İki ayrı risk: lisans ihlali ve veri güvenliği

Korsan yazılım ile veri ihlali aynı hukuki sorun değildir. Lisanssız kullanım, yazılım hak sahibinin lisans bedeli ve tazminat taleplerini; zararlı veya güncel olmayan yazılım ise kişisel veri ihlali, sözleşmeye aykırılık ve iş sürekliliği sonuçlarını doğurabilir. Tek bir kişisel bilgisayar her iki riskin de kaynağı olabilir. Bu nedenle lisans envanteri yalnız fikrî mülkiyet uyumu, uç nokta güvenliği de yalnız bilgi işlem konusu olarak görülmemelidir.

Öte yandan kişisel cihazı kontrol etmek, çalışanın özel alanına sınırsız erişim yetkisi vermez. İşveren; denetimin amacı, kapsamı, yöntemi ve saklama süresi hakkında önceden açık bilgi vermeli; mümkünse tüm cihazı incelemek yerine kurumsal kapsayıcı, cihaz uygunluk sinyali ve iş hesaplarına ait kayıtlarla yetinmelidir. Olay çıktığında da çalışan cihazı formatlamadan önce delilin korunacağı, kimin müdahale edeceği ve hangi bildirimlerin yapılacağı belli olmalıdır.

İşveren ne yapmalı?

En güvenli başlangıç, uzaktan çalışmada kurumsal cihazı varsayılan hâle getirmektir. Kişisel cihaz kullanımına ihtiyaç varsa istisna, yazılı onaya ve teknik uygunluk kontrolüne bağlanmalıdır.

  1. İzin verilen cihazları, işletim sistemlerini ve yazılımları envanterde tutun; lisanssız veya kırılmış yazılımı açıkça yasaklayın.
  2. VPN erişimini çok faktörlü doğrulama, cihaz uygunluk kontrolü ve koşullu erişimle birlikte kurun.
  3. Kişisel cihazda mümkünse kurumsal veriyi ayrı ve şifreli bir kapsayıcıda tutun; yalnız kurumsal alan için uzaktan silme imkânı sağlayın.
  4. EDR/antivirüs, yama yönetimi, uygulama izin listesi ve yerel yönetici yetkisi sınırlamasını devreye alın.
  5. Erişimi görevle sınırlayın; kritik sistemleri ve müşteri verilerini ağ içinde bölümlere ayırın.
  6. Ayrıcalıklı parolaların tarayıcıda tutulmasını engelleyin; kişisel ve kurumsal parola kasalarını ayırın.
  7. VPN, oturum, dosya erişimi ve sıra dışı veri indirme kayıtlarını izleyin; gerçek zamanlı alarm üretin.
  8. Çalışana, şüpheli durumda cihazı formatlamaması ve diski çıkarmaması; derhâl olay müdahale ekibine bildirmesi gerektiğini öğretin.
  9. Uzaktan çalışma eki veya BYOD politikasında korunacak veriyi, izinli cihazı, denetimin sınırını, olay bildirimini ve iade/silme sürecini açıkça yazın.
  10. Kişisel cihaz denetimini ölçülü ve şeffaf yürütün; çalışanın özel içeriğine sınırsız erişim vermeyen teknik mimari kurun.

Son söz

İşverenin sorumluluğu, olaydan sonra ‘bu çalışanın kendi bilgisayarıydı’ demekle yönetilemez. Asıl soru şudur: İşveren hangi cihazın kurumsal ağa girebildiğini biliyor muydu; hangi yazılımların çalıştığını denetliyor muydu; erişimi sınırlandırmış, çalışanı eğitmiş ve tedbirleri belgelendirmiş miydi?

Uzaktan çalışma kurumsal ağı çalışanın evine taşır. Güvenlik sorumluluğunu ise çalışanın evine bırakamaz.

Resmî karar ve kaynaklar

  1. İstanbul BAM 44. Hukuk Dairesi – 15.02.2024, E.2020/2585, K.2024/285. Resmî kaynak. UYAP Emsal Karar Arama ekranında esas ve karar numarasıyla aranabilir. Karar, şahsi bilgisayardaki lisanssız yazılım bakımından iş amaçlı kullanım delilini ve önleyici tedbirleri tartışır.
  2. Kişisel Verileri Koruma Kurulu – 09.01.2025, 2025/88. Resmî kaynak. Tarayıcıdaki zararlı yazılım ve kayıtlı parolalar üzerinden gerçekleşen ihlal; MFA, alarm, izleme ve eğitim eksikleri nedeniyle toplam 1.000.000 TL idari para cezası.
  3. Kişisel Verileri Koruma Kurulu – 06.03.2024, 2024/413. Resmî kaynak. Fidye yazılımı olayında çok faktörlü doğrulama, yama yönetimi ve ağ ayrıştırma eksikleri nedeniyle 150.000 TL idari para cezası.
  4. Uzaktan Çalışma Yönetmeliği – 10.03.2021; özellikle m.7 ve m.11. Resmî kaynak. Araç ve malzemenin temini ile iş verilerinin korunması, bilgilendirme, sözleşmede korunacak verinin belirlenmesi ve çalışanın kurallara uyma yükümlülüğü.
  5. CNIL – Hôpital Privé de la Loire – Karar 21.07.2026; duyuru 03.09.2026. Resmî kaynak. Dış erişimde VPN ve MFA yokluğu, aşırı geniş yetki ve yetersiz anomali tespiti nedeniyle 500.000 avro ceza.
  6. ICO – LastPass UK Ltd – 11.12.2025. Resmî kaynak. Kişisel cihazdaki üçüncü taraf yazılım açığından başlayan saldırının kurumsal anahtarlara ulaşması; 1,2 milyon sterlin ceza.
  7. Kullanıcı güvenliği için teknik ve idari tedbirler – Kişisel Verileri Koruma Kurumu duyurusu. Resmî kaynak. Çok faktörlü doğrulama, IP sınırlaması, parola güvenliği, cihaz bildirimi ve güncel yazılım gibi pratik önlemler.

Bu yazı ilk olarak 9 Eylül 2026 tarihinde LinkedIn’de yayımlanmıştır: Çalışanın Kişisel Bilgisayarı Şirketin Riski mi?

Uzaktan ve sahada çalışmada yemek kartı, yol yardımı, servis ve iş giderleri

Pazartesi evden, salı müşteride, çarşamba ofiste çalışılıyor.

Ay sonunda bordro geldiğinde yemek kartına iki gün daha az yükleme yapıldığı, daha önce düzenli ödenen yol yardımının kaldırıldığı ve saha ziyaretinde kullanılan kişisel aracın yakıt giderinin çalışana bırakıldığı görülüyor. Gerekçe kısa: “Bu günlerde ofise gelinmedi.”

Hibrit ve sahada çalışmada en sık yapılan hatalardan biri, bütün yan hakları tek bir kalem gibi görmek ve çalışma yeri değiştiğinde hepsini otomatik olarak kesmektir.

Oysa yemek kartı, işyerindeki ücretsiz öğün, nakdî yol yardımı, servis hizmeti ve saha görevinin masrafları aynı hukuki nitelikte değildir. Sonucu belirleyen yalnızca çalışanın o gün nerede olduğu değil; menfaatin kaynağı, amacı ve ödeme koşullarıdır.

Yan hakkın kaderini çalışanın adresi değil; hakkın kaynağı, amacı ve ödeme koşulları belirler.

İlk adım: Ödemenin adını değil, işlevini belirlemek

“Yemek parası” veya “yol parası” denilen iki ödemenin hukuki niteliği birbirinden tamamen farklı olabilir.

  1. Düzenli yemek kartı veya nakdî yemek yardımı: İş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi, personel yönetmeliği veya süreklilik kazanmış işyeri uygulamasından doğabilir.
  2. İşyerindeki yemekhane veya ücretsiz öğün: Belirli bir yerde sunulan ayni bir hizmettir. Uzaktan çalışma gününde aynı hizmet fiilen verilemeyebilir.
  3. Düzenli ve koşulsuz nakdî yol yardımı: Gerçek yol giderinin geri ödenmesinden çok ücret eki niteliği kazanmış olabilir.
  4. Servis veya fiilî işe geliş gideri: Amacı işyerine ulaşımı sağlamaktır. Uzaktan çalışılan ve yolculuk yapılmayan gün bakımından nakit karşılığının doğup doğmadığı ayrıca değerlendirilir.
  5. Saha görevi gideri: Ev ile olağan işyeri arasındaki yolculuktan farklıdır. Müşteri ziyareti, denetim, kurulum veya toplantı için yapılan zorunlu harcama işin görülmesiyle doğar.

Bu ayrım yapılmadan hazırlanan “ofise gelinmeyen günlerde hiçbir yan hak ödenmez” hükmü, hem fazla geniş hem de uyuşmazlığa açıktır.

Türkiye’de uzaktan çalışana yemek yardımı zorunlu mu?

Türkiye’de bütün işverenlere, bütün çalışanlar için genel ve bağımsız bir yemek kartı verme yükümlülüğü getiren tek bir kural bulunmuyor. Ancak bu, var olan yemek yardımının işveren tarafından istenildiği anda kaldırılabileceği anlamına gelmez.

Yemek yardımı;

  • iş sözleşmesinde,
  • toplu iş sözleşmesinde,
  • personel yönetmeliği veya yan hak politikasında,
  • işverenin düzenli, genel ve süreklilik gösteren uygulamasında

yer alıyorsa çalışma koşuluna dönüşebilir. Bu durumda İş Kanunu’nun 22. maddesi gündeme gelir. İşveren, iş sözleşmesi veya işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı değişikliği yazılı olarak bildirmeli; değişiklik işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı kabul edilmezse işçiyi bağlamaz.

Burada politika metnindeki ifade çok önemlidir. Yardım “fiilen çalışılan her gün” için öngörülmüşse uzaktan çalışma günü de çalışma günüdür. Buna karşılık yardım açıkça “işyerinde fiilen bulunulan gün” veya “işyeri yemekhanesinden yararlanılamayan gün” koşuluna bağlanmışsa sonuç farklılaşabilir.

Vergi veya sosyal güvenlik mevzuatındaki istisna sınırları da tek başına iş hukuku hakkını yaratmaz ya da ortadan kaldırmaz. İstisna, ödemenin ne ölçüde vergilendirileceğini veya prime tabi tutulacağını belirler; işçinin ödemeye hak kazanıp kazanmadığı ise sözleşme, toplu iş sözleşmesi, politika ve işyeri uygulaması üzerinden incelenir.

Yargıtayın gösterdiği ayrım: Dönüştürmek başka, eksiltmek başka

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 7 Mart 2016 tarihli, E. 2016/5644, K. 2016/4845 sayılı kararı, nakit yemek ve yol yardımının işveren tarafından ayni menfaatle karşılanması ile yardımın azaltılması veya kaldırılması arasındaki farkı gösteriyor.

Kararda, işçiye sağlanan nakdî yemek ve yol yardımının gerçek ve eşdeğer bir yemek veya ulaşım imkânına dönüştürülmesi; dürüstlük kuralına aykırı değilse yönetim hakkı kapsamında değerlendirilebiliyor. Buna karşılık yardımın niteliği değiştirilmeden miktarının düşürülmesi veya tamamen kaldırılması esaslı değişiklik sayılabiliyor ve işçinin açık yazılı kabulünü gerektiriyor.

Bu karar doğrudan uzaktan çalışma hakkında değildir. Ancak hibrit çalışma bakımından kullanılabilecek önemli bir yöntem sunar: İşveren, menfaatin biçimini gerçekten eşdeğer bir çözümle mi değiştiriyor, yoksa çalışma yeri değişikliğini gerekçe göstererek çalışanın toplam menfaatini mi azaltıyor?

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 31 Mart 2021 tarihli, E. 2021/3201, K. 2021/7317 sayılı kararı da yemek ve yol yardımı gibi düzenli uygulamaların somut koşullara göre işyeri uygulaması oluşturabileceğini gösteren örneklerden biridir. Kararın alt işveren ilişkisine özgü olguları bulunduğu için, her işyerine otomatik sonuç çıkarılmadan kullanılmalıdır.

Yol parası uzaktan çalışma gününde kesilebilir mi?

Tek bir cevap yoktur.

Her ay sabit ve koşulsuz ödenen nakdî yol yardımı uzun süredir ücret eki gibi uygulanıyorsa, işverenin “artık haftada iki gün evdesin” diyerek bu ödemeyi tamamen kaldırması esaslı değişiklik tartışması doğurabilir. Özellikle ödeme fiilî bilet veya kilometre belgesine bağlanmamışsa, yalnız adının “yol yardımı” olması kesintiyi kendiliğinden haklı kılmaz.

Buna karşılık servis hizmeti veya yalnızca gerçekten yapılan işe geliş giderinin geri ödenmesi farklıdır. Çalışan uzaktan çalışma gününde işyerine yolculuk yapmıyorsa, o gün servis sağlanmaması veya gerçekleşmeyen giderin ödenmemesi daha savunulabilir bir sonuçtur. Fakat servis yerine ayrıca nakit ödeme taahhüt edilmişse ya da servis hakkı süreklilik kazanmış bir çalışma koşuluysa, yine hakkın kaynağı ve değişiklik usulü incelenmelidir.

Bu nedenle hibrit çalışma politikasında “yol yardımı” tek başına yeterli bir ifade değildir. Ödemenin sabit ücret eki mi, fiilî gider karşılığı mı, yoksa servis hizmetinin alternatifi mi olduğu açıkça yazılmalıdır.

Fransa: Tele-çalışma, yemek kartını kendiliğinden ortadan kaldırmaz

Fransız Cour de cassation’ın 8 Ekim 2025 tarihli, 24-12.373 sayılı ve bültende yayımlanan kararı doğrudan bu soruya cevap veriyor.

İşveren, çalışan tele-çalışma yaptığı dönemde yemek kartı vermemişti. Mahkeme, Fransız hukukunda yemek kartı bakımından temel koşulun öğünün günlük çalışma saatleri içinde yer alması olduğunu; işverenin yalnızca çalışanın tele-çalışma yapmasını gerekçe göstererek bu menfaati reddedemeyeceğini belirtti.

Kararın önemi, “evde yemek daha ucuz” veya “çalışan işyeri çevresindeki restorana gitmiyor” gibi varsayımları hukuki koşulun yerine koymamasıdır. İşveren bir yemek kartı sistemi kurmuşsa, tele-çalışan ile işyerindeki çalışan arasındaki farklılık menfaatin amacı bakımından nesnel ve önceden denetlenebilir bir gerekçeye dayanmalıdır.

Ancak Fransız Conseil d’État’nın 7 Temmuz 2022 tarihli, 457140 sayılı kararı önemli bir nüans ekliyor. Kamu görevlisinin normal görev yerinde toplu yemek hizmetine erişimi bulunduğu için yemek kartı hakkı yoktu. Conseil d’État, tele-çalışmanın çalışana görev yerinde sahip olmayacağı yeni bir yemek kartı hakkı yaratmadığına karar verdi.

İki karar birlikte okunduğunda ölçüt daha berrak hâle geliyor: Tele-çalışma mevcut bir menfaati sırf çalışma yeri değişti diye ortadan kaldırmaz; fakat çalışanın zaten sahip olmadığı bir menfaati de kendiliğinden yaratmaz.

Saha görevi, olağan işe gidiş değildir

Sahada çalışanlar bakımından en kritik ayrım, evden olağan işyerine gidiş ile işverenin görevlendirmesi üzerine yapılan iş yolculuğunu birbirine karıştırmamaktır.

Türk Borçlar Kanunu’nun 414. maddesine göre işveren, işin görülmesinin gerektirdiği her türlü harcamayı; işçiyi işyeri dışında çalıştırdığı durumda geçimi için zorunlu harcamaları da ödemekle yükümlüdür. Zorunlu harcamaların kısmen veya tamamen işçiye bırakılmasına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. Götürü ödeme kararlaştırılabilir; ancak bu ödeme zorunlu harcamaları karşılayacak tutardan az olamaz.

Kanun’un 415. maddesi, taşıt giderini ayrıca düzenler. İşçi, işverenle anlaşarak işin görülmesinde kendi aracını kullanıyorsa aracın işletme ve bakım giderleri hizmet için kullanıldığı ölçüde işverence karşılanır. Kişisel motorlu araç bakımından vergi, zorunlu mali sorumluluk sigortası primi ve yıpranma karşılığı da hizmette kullanım oranında değerlendirilir.

Bu nedenle müşteri ziyareti için kullanılan kişisel aracın yalnız yakıtını değil; görevin niteliğine göre otoyol, köprü, otopark ve aracın kullanım karşılığını da kapsayan açık bir saha gideri sistemi kurulmalıdır. Düzenli harcama yapan çalışana uygun avans verilmesi de Türk Borçlar Kanunu’nun 416. maddesinde ayrıca öngörülür.

İşveren politikası nasıl kurulmalı?

Sağlıklı bir uzaktan, hibrit ve saha çalışma düzeninde en az şu sorular yazılı olarak cevaplanmalıdır:

  1. Yemek menfaatinin kaynağı nedir: sözleşme, toplu iş sözleşmesi, politika veya işyeri uygulaması mı?
  2. Hak “çalışılan gün” için mi, “işyerinde bulunulan gün” için mi tanımlanmıştır?
  3. Yemekhane, yemek kartı ve nakdî yemek yardımı ayrı ayrı düzenlenmiş midir?
  4. Yol ödemesi sabit ücret eki mi, fiilî gider karşılığı mı, yoksa servis alternatifi midir?
  5. Uzaktan, ofis ve saha günleri hangi sistemde ve kim tarafından kaydedilir?
  6. Esaslı bir azaltma yapılacaksa İş Kanunu’nun 22. maddesindeki yazılı bildirim ve kabul süreci işletiliyor mu?
  7. Saha görevinin yakıt, geçiş, otopark, konaklama ve zorunlu yemek giderleri hangi belge ve süreyle ödenir?
  8. Kişisel araç kullanımı önceden onaylanıyor ve kullanım-yıpranma karşılığı objektif bir yöntemle hesaplanıyor mu?
  9. Vergi ve sigorta istisnası ile işçinin sözleşmesel hakkı birbirinden ayrılıyor mu?

Hibrit çalışma, bordrodaki bütün yan hakların otomatik olarak “ofise gelinen gün” sayısına bölünmesi değildir. Aynı şekilde saha çalışması da işverenin iş için gerekli yol ve giderleri çalışana bırakabileceği anlamına gelmez.

Doğru başlangıç sorusu şudur: Bu menfaat hangi ihtiyacı karşılıyor ve hangi hukuki kaynaktan doğuyor?

Çalışma yeri değişebilir; fakat düzenli yan haklar bordrodan sessizce silinemez.

Resmî kaynaklar

  1. İş Kanunu m. 22: https://mevzuat.adalet.gov.tr/mevzuat/103054?query=Madde+22
  2. Türk Borçlar Kanunu m. 413-416: https://mevzuat.adalet.gov.tr/mevzuat/103273
  3. TBMM – 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kabul metni: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D23/Y2/T1/KanunMetni/a657b33d-109c-473d-9266-5aa48d603ab2.html
  4. Yargıtay Karar Arama: https://karararama.yargitay.gov.tr/
  5. Cour de cassation, 8.10.2025, No. 24-12.373: https://www.legifrance.gouv.fr/juri/id/JURITEXT000052384132/
  6. Conseil d’État, 7.7.2022, No. 457140: https://www.legifrance.gouv.fr/ceta/id/CETATEXT000046028980
  7. SGK – 2026 prime esas kazanç miktarları: https://www.sgk.gov.tr/Content/Post/2e0c9e1a-2cfe-4456-af10-49d3de0c58ba/Prime-Esas-Kazanc-Miktarlari-2026-01-14-10-35-39
  8. Gelir İdaresi Başkanlığı – Gelir Vergisi Kanunu: https://www.gib.gov.tr/mevzuat/kanun/433

Bu yazı ilk olarak 2 Eylül 2026 tarihinde LinkedIn’de yayımlanmıştır: Çalışma Yeri Değişince Yan Haklar da Değişir mi?