KİŞİSEL ÖZGÜRLÜKLER İLE TOPLUM GÜVENLİĞİ ARASINDAKİ SINIR

Kişisel özgürlükler ile toplum güvenliği arasındaki sınır özellikle sanayi devriminin ardından en çok tartışılan konulardan birisi haline gelmiştir. Bu konuda politik yayınlardan, anti-ütopik romanlara kadar pek türde yazı yazılmış, film çekilmiş hatta bu konu her dönem sanatın tüm dallarını etkilemiştir. Konunun hassasiyeti tartışmacıların dönem dönem karşı saflara geçmesinden bile bellidir. Gerçekten de bir dönem kişisel özgürlüğün hiçbir şekilde kısıtlanamayacağını savunanların şartlardaki değişikliklerle birlikte tek çareyi baskıcı devlet denetiminde buldukları sıkça görülür.

J.J. Rousseau, Hobbes ve Locke “toplumsal sözleşme” teorileriyle bu konuyu açıklamaya çalışmışlardır. Bu teori çok basit bir anlatımla aslında bencil, savaşçı ve kendi özgürlüğüne düşkün bir yapıda olan insanın, belirli tehlikelerden korunmak, ilerleyebilmek ve yaşam kalitesini arttırmak için özgürlüklerinin bir kısmından vazgeçerek bir topluluk halinde yaşamayı seçmiş olması şeklinde özetlenebilir. Yani bireyler, bir arada yaşamanın getireceği belli bedeller karşılığında bazı hak ve özgürlüklerinden vazgeçmişlerdir.

Vazgeçilen özgürlüklerin sınırları, devletin toplumu koruma adına alabileceği tedbirlerin derecesi ve bu bağlamda birey-devlet arasındaki sınır savaşı modern politikaların temelini oluşturmaktadır. Devletin aşırı denetleyici ve sınırlayıcı olduğu toplumların daha iyi ilerleme kaydettiği görülmesine rağmen, bu toplumlarda bireylerin özgürlüklerinin aşırı derecede kısıtlanması uzun vadede toplumu oluşturan bireylerin isyanına ve sonuçta devletin yok olmasına sebep olmaktadır. Tam tersine aşırı serbest ve denetimsiz bir yapının ise anarşi ile sonuçlanacağı açıktır.

Devletlerin vatandaşlarının eylem ve davranışlarını denetlemelerinin ve düzenlemelerinin ilk safhası tabii ki bu bireylerin eylemlerinin hatta konuşma ve mümkünse düşüncelerinin bilinmesi, kontrol edilmesi ve böylece toplum aleyhine olan planların gerçekleşmeden önlenmesidir.  Eski dönemlerde casuslar, aramalar ve el koymalarla yapılmaya çalışılan bu denetim teknolojinin ilerlemesine paralel olarak kolaylaşmış, dinleme ve gözleme cihazları, bilgisayarlara izinsiz erişim ve içerik inceleme, izleme takip araçları gibi pek çok teknik donanımın da yardımı ile kolaylaşmıştır. Eskiden en marjinal romanlarda birer kurgu olan “büyük ağabey sizi izliyor” (big brother is watching you) fantezisi maalesef gerçekleşmeye başlamıştır.

Hukukun hayatın her alanında yer aldığı düşünülürse, bu değişimin de dışında kalamayacağı görülecektir. Bu konuda kamu düzenini ve devleti korumayı hedef alan kamu hukuku dalları, özellikle de ceza ve ceza usul yasaları ile bireyin hak ve özgürlüklerini belirleyen özel hukuk dalları arasında çatışma yaşanması kaçınılmazdır. Devlet kamu düzenini korumak için yetkisini kullanmak, gerçekleşmiş suçları cezalandırmak ve olası suçları engellemek için tüm tedbirleri almak istemekte ve klasik kamu hukuku felsefesi devletin bir yere kadar bu yetkisi olduğunu kabul etmektedir. Ancak Anayasa ve Medeni Kanun

Kişisel Özgürlükler İle Toplum Güvenliği Arasındaki Sınır

Özgürlük mü, güvenlik mi?