YAZILIMLAR PATENTLENMELİ Mİ?

Bilgisayar yazılımlarının, hatta yazılımların altında yatan algoritma ve süreç akışlarının patentlenmesi gerekip gerekmediği uzun yıllardır tartışılmakta olan bir konudur. Şu anda Amerika ve Japonya yazılımları patent ile korumakta, Avrupa ülkeleri ise telif hakları koruması altına almaktadır. Avrupa birliği 2005 yılına kadar bu konuda bir düzenleme getirmemiş, 2005 yılında yazılımların patentlenmesine ilişkin bir teklif üzerine konuyu tartışarak patentleme aleyhine karara varmıştır. Bu kararın gerekçesi olarak yazılımların altında yatanın bir fikir olduğu, patent korumasın ise ancak endüstriye uyarlanabilen bir buluşa verilebileceği gösterilmiştir. Günümüzde hala patentler konusunda kesin bir sonuca varılamamıştır. Bunun ana nedeni her ne kadar Avrupa Birliği mevzuatı içerisinde yer alan Avrupa Patent Sözleşmesi yazılımların patentlenmesini açıkça engellese de, uygulayıcı statüsünde olan Avrupa Patent ofisi uygulamada bu engeli aşmak için çaba sarfetmekte ve bazı durumlarda yazılımlara patent vermektedir. Ulusal mahkemeler bu konudaki davalarda mevzuata uygun karar vererek alınmış olan patentleri iptal etmektedirler. Bu nedenle pratikte yasağa rağmen bir şekilde patentlenmiş olan yazılımın patentinin iptali için dava yoluna gidilmemesi halinde yazılımlar mevzuata aykırı şekilde patentlenebilmektedir. Türkiye de Avrupa Patent Sözleşmesinin tarafı olduğundan, ülkemiz açısından da durum aynıdır.

Yazılımların patentlemesinin mi patentlenmemesinin mi daha iyi olacağı konusunda bir karara varmadan önce halen Avrupa’da geçerli olan telif hakları yasaları kapsamında koruma ile Amerika ve Japonya’da geçerli olan patent koruması altına alma arasındaki farklara bakmak gerekir.

Avrupa birliği genelinde ve ülkemizde kabul edilmiş olan telif yasaları ile koruma sisteminde yazılım ürünleri eser olarak kabul edilir. Bir eser haline getirilmemiş olan fikirler, iş akışları, algoritmalar veya bir işin yapılış biçimleri koruma kapsamında değildir. Sadece bu sayılanlar kullanılarak meydana getirilen eserler korunur. Dolayısıyla internet üzerinden yazılı ve görüntülü mesaj alıp verme fikri korunmayacak, ancak bu fikir temel alınarak meydana getirilmiş olan tüm e-posta işlemcileri eser olarak korunacaktır. Eserler meydana getirildikleri anda, hiçbir tescil veya benzeri işleme gerek kalmaksızın kendileri meydana getiren kişi yani eser sahibi eser üzerindeki tüm mali ve manevi hakları kullanmaya ehildir. Eserin tam olarak son halini almış olması koruma için zorunlu değildir, ileride bir eser meydana getirecek derecede tamamlanmış olan taslaklar da korunur. Eser üzerindeki bu haklar şunlardır:

Manevi haklar

  1. Adın belirtilmesi hakkı yani eser sahibinin kimliğinin eser üzerinde eserin niteliği elverdiği oranda belirtilmesi
  2. Eserde değişiklik yapılmasını men etme yetkisi
  3. Umuma arz yetkisi yani eserin kamuya ilk kez duyurulmasına karar verme yetkisi

Mali haklar

  1. İşleme hakkı, yani eseri temel alıp işleyerek bir başka eser meydana getirme hakkı
  2. Çoğaltma hakkı
  3. Yayma hakkı
  4. Temsil hakkı, yani eseri bir topluluk önünde gösterme, teşhir etme, eserin niteliğine göre oynama, sergileme, seslendirme okuma veya söyleme hakkı
  5. İşaret ses ve görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkıdır.

Görüldüğü üzere bu haklar aslında yazılım eseri sahibinin eserden tüm yönleriyle faydalanmasına olanak sağlamaktadır. Esere ilişkin mali haklar üzerinde her türlü devir ve kullandırma sözleşmesi yani satış ve lisans sözleşmesi yapılabilmektedir. Ancak manevi hakların devri veya lisanslanması mümkün değildir. Manevi ve mali haklar haczedilemez. Ancak bunlardan elde edilen gelirlerin haczi mümkündür.

Bu sistemde en önemli sorun eser sahipliğinin ispatı konusunda ortaya çıkmaktadır. Uygulamada yazılımı meydana getiren eser sahibinin bir başkasının bir şekilde kaynak kodları ele geçirerek yazılımı gerçek eser sahibinden önce piyasaya sürmesi durumunda eser sahipliğinin ispatı zor olabilmektedir. Bu sorun ülkemizde bazı üniversite ve kurumların eseri görüp belirli bir tarihte belirli kişi tarafından kendilerine gösterilmiş olduğunu kayıt altına almaları ile çözülmeye çalışılmaktadır. Bu kurumların beyanları kesin bir ispat vasıtası olmamakla birlikte, eser sahipliği tanık ile ispat edilebilir bir husus olduğundan uygulamada faydalı olmaktadır.

Amerika ve Japonya’da kabul edilmiş olan paten ile koruma sisteminde yazılımlar bir resmi patent kurumuna başvurarak patent alınmaktadır. Bu sistemin en önemli sakıncası bu başvurunun önemli bir masraf kaynağı olması ve özellikle gerçek kişi yazılımcılar ve küçük ölçekli yazılım şirketleri için bu emek ve masrafın katlanılamaz olmasıdır. Bunun yanında patent alınabilmesi için yazılımın tamamlanmış ve çalışır durumda olması gerekliliği de uygulamada sorun yaratabilmektedir.

Patent sahibi patentli ürününün kendisi dışındaki kişilerce her şekilde kullanılmasını engelleme hakkına sahiptir. Ayrıca patentler lisans ve devir sözleşmelerine konu olabilir ve haczedilebilir rehnedilebilirler.

Patent korumasının bir diğer avantajı yukarıda bahsedilmiş olan ispat sorununu ortadan kaldırmış olmasıdır. Çünkü patentlenmiş olan buluşun sahibinin patent sahibi olduğu açıktır. Ancak burada da patent başvurusunda bulunan kişinin gerçek eser sahibi olup olmadığı sorunu ortaya çıkacak ve telif hakları yasaları kapsamında koruma ile aynı noktaya gelinecektir.

Yazılım patentlerine karşı çıkanların savları yazılımı patentlemenin gelişmeleri durduracağı merkezinde toplanmaktadır. Gerçekten de, yukarıda da bahsetmiş olduğumuz gibi telif hakkı bir eserin meydana getiriliş biçimini veya altında yatan fikir veya algoritmayı değil doğrudan doğruya ortaya çıkmış olan eseri korurken patent fikir, algoritma veya işleyiş biçimine verilmektedir. Dolayısı ile internet üzerinden satış yapma fikri, tek tıkla alışveriş, progress bar (ilerleme çubuğu) gibi birçok temel fikir veya öge patent korumasına alınabilmektedir. Bu durum gerçekten de bir süre sonra tüm teknolojinin birkaç şirketin mülkiyetine girmesine ve kimsenin bu teknolojiyi kullanarak yeni ürünler geliştirememesine neden olmaktadır. Bunun sonucunda da teknolojiyi patentlemiş olan kurum tekelleşmekte bu da ürünün fiyatının keyfi şekilde belirlenmesine ve rakip olmadığı için iyileştirme ve geliştirme gereği duyulmamasına neden olmaktadır.

Paten korumasını savunanlar ise patentin yazılım şirketlerinin haklarını daha iyi koruduğunu, bu korumanın olmaması durumunda şirketlerin ürün geliştirme için daha az kaynak ayıracaklarını ve bunun da teknolojinin ilerlemesini yavaşlatacağını ileri sürmekteler. Ayrıca patentlemenin hak sahipliğinin ispatına ilişkin sorunları ortadan kaldırarak uygulamada lisans devir ve rehin işlemlerini kolaylaştırarak mali açıdan daha kolay faydalanma sağladığını belirtmekte ve patentleme ile yazılımın kamuya ilan edilmesinin kamunun lehine olduğunu ayrıca 5 yıllık kısa patent süreleri ile tekelleşmenin de engellenebileceğini savunmaktalar.

Benim görüşüme göre, yazılımların telif hakkı kapsamında korunması özellikle ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkeler açısından daha uygundur. Çünkü, patent koruması birçoğu küçük ve orta büyüklükte işletmelerden oluşan yazılım sektörünün zor durumda kalmasına neden olacaktır.

Yazılım Patentleri

Yazılımlar için telif koruması mı patentleme mi??