EĞİTİM MATERYALLERİNİN HAZIRLANMASINDA ETİK DURUMLAR

Ceyda Akaydın
Cimilli Akaydın Hukuk Bürosu, İstanbul, Türkiye

E-posta: ceyda@ceydaakaydin.av.tr

DOI: 10.5152/XXXXX

Akaydın, C. (202x). Eğitim materyallerinin hazırlanmasında etik durumlar. In Z. Ayvaz Reis (Eds.), Eğitimde etik konular. (pp. xxx-xxx). İUC University Press.

Özet

Eğitim materyalleri düzyazıdan çizim ve müzik eserlerine, görsel, işitsel, görsel/işitsel eserlerden bilgisayar programlarına kadar uzanan çok farklı türleri içerebilmektedir. Fikir Sanat Eserleri Kanunu’nda(FSEK) bu türlerin tamamını eser kategorileri içerisindedir. Bir ürünün eser olarak nitelendirilebilmesinin diğer ölçütü ise “sahibinin hususiyetini taşıması” yani herkesin birebir aynı şekilde üreteceği bir eser olmaması, kendisini meydana getiren kişinin bireysel katkısının hissedilmesidir. Uygulamada eğitim materyallerinin birçoğu bu niteliği de taşımaktadır. Dolayısıyla kullanılan eğitim materyallerinin çoğu FSEK kapsamında “eser” niteliğindedir. Buna göre bu materyaller üzerinde eser sahibinin, yani eseri meydana getiren kişinin mali ve manevi hakları vardır. Bu çalışmada; eğitim amaçlı hazırlanan eser mahiyetindeki materyallerin telif hakkı durumları ele alınmış ve FSEK kapsamında hak sahiplikleri hakkında bilgi verilmiştir. Eser birden fazla kişinin ortak emeği ile oluşturulmuşsa bu kişilerin ortak eser sahipliği olur ve eser sahipleri birlikte hareket ederler. Eğer herkesin katkısı fiilen ve ekonomik olarak ayrılabiliyorsa  eser sahipleri bağımsız eserleri üzerinde tek başlarına tasarruf edebilirler ancak ortak eser için birlikte hareket etme zorunluluğu vardır. Mali haklar 3. kişilere devredilebilir, hukuki işlemlere konu olabilir mirasçılara geçebilir. Manevi haklar ise devredilemez ve dolayısı ile sözleşmelere konu olamazlar. Mali haklara ilişkin sözleşmelerin yazılı olarak yapılmaları ve hangi hakların sözleşmeye konu edildiği mutlaka tek tek sayılarak gösterilmelidir. Kural olarak mali ve manevi hakların kullanımı hak sahibinindir. Bu haklarının ihlali hem cezai yaptırımlarla hem de yasa ile hak sahibine tanınmış olan 3 kata kadar tazminat talep etme hakkı ile korunmaktadır. Ancak eğitim amacıyla kullanım ve kişisel kullanım için belirli istisnalar tanınmıştır. Bu istisnalar çalışmada belirtilmektedir.

Anahtar Kelimeler: eğitim materyallerinde telif, kişisel kullanım istisnası, eğitim amacıyla kullanım istisnası, mali haklar, manevi haklar, eser sahipliği, ortak eser sahipliği

İngilizce Başlık: Ethical İssues Related To Training Materials
Abstract

Training materials may vary in a variety of material types from text to music, to computer programs or to visual or audiovisual creations. The Low on Intellectual and artistic works defines all these types as “works of art”. The second criteria for a creation to be defined as “work of art” is to bear the characteristic of its owner meaning that the work is not a simple work that everybody may do in just the same fashion but has been created in a way that it bears the characteristic mark of the owner. Eventually, most of the training materials may be considered as “works”.

In this study the financial and moral rights  on in accordance with The Low on Intellectual and artistic works on training materials are defined.

In cases where the work of art is created by more than one person and can be divided into parts, each of the owners is considered as the owner of the part he created. Unless otherwise decided, each of the persons collectively creating the work may use his or her part separately but all Collective owner has to act collectively fort he cases where whole work shall be effected.

The work owner may transfer financial rights to 3rd parties and financial rights may be subject to legal actions. Moral rights may not be the subject of legal transections and nor be transferred. In cases where any contracts related to financial rights are made these should be in writing and the rights that are the subject of the contract should be separately defined.

The right of use of both financial and moral rights are the rights of work owners and all infringements shall be subject to penalties and compensations that may be tripled . but there are some trainin and personal usage exceptions  these exceptions are defined in the present study.

Giriş

Eğitim materyali ifadesi görsel, işitsel veya diğer duyulara hitap eden eserlerden sinamatografik eserlere yazılımdan güzel sanat eserlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Bu nedenle eğitim materyalleri üzerindeki haklar farklı mevzuata ve farklı koruma biçimlerine tabiidir. Ayrıca Telif hakkı açısından bakıldığında ülkelerin büyük çoğunluğunda benzer temel düzenlemeleri içeren mevzuatlarda genel olarak bir eserin eğitim amacıyla kullanımını hukuka uygunluk sebebi olarak kabul eden istisnalar mevcuttur. Tüm bunlar eğitim materyalleri üzerindeki hakları tek bir çalışmada kısaca özetlemeyi zorlaştırmaktadır. Ayrıca küreselleşme sonucunda materyallerin ülkeler arasında rahatça dolaşması ve el değiştirmesine rağmen farklı ülkelerde ve farklı hukuk sistemlerinde farklı düzenlemeler olması da kuramsal çalışmalarda ve özellikle de uygulamada uyuşmazlıklara ve birçok durumda çözümsüzlüğe yol açmaktadır.

Bu çalışmada konu Türk hukuk sistemi açısından ele alınmış ve farklı eser türlerine göre  Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, Türk Ceza Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu ve Medeni Kanun’un ilgili maddeleri bağlamında incelenmiştir.

Hukuk sistemimizin genel prensipleri uyarınca bir konu özel kanunla düzenlenmişse öncelikle bu kanun hükümlerine göre işlem yapılır, Bu kanunun hükümlerinin uygulanamadığı durumlarda genel kanunlara başvurulur. Örneğin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile eser olarak kabul edilmiş olup bu kanun kapsamında korunan materyaller açısından değerlendirmelerde öncelikle özel Kanun olan FSEK göz önüne alınır, sorun bu kanunda yer alan düzenlemeler çerçevesinde çözümlenemezse diğer kanunlardaki ilgili maddelere başvurulur.

Eğitim materyallerinin büyük çoğunluğu FSEK bağlamında eser olarak nitelendirilebildiğinden bu çalışmada önce FSEK’nunda eser tanımı ışığında hangi materyallerin kanun kapsamında eser sayılıp sayılamayacağı ele alınmıştır. Daha sonra da bu eserler üzerindeki haklar konusu değerlendirilmektedir. Çalışmada ayrıca; eser niteliği taşımayan materyallerin hukuki nitelikleri ve bu niteliklere göre uygulanacak düzenlemeler belirlenmektedir.

  1. FSEK Bağlamında Eser Olarak Kabul Edilen Eğitim Materyalleri

Bir eğitim materyalinin FSEK kapsamında eser olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine karar verebilmek için öncelikle materyalin FSEK te eser olarak nitelendirilebilmek için aranan nitelikleri taşıyıp taşımadığına bakılmalıdır. Bu nitelikler materyalin FSEK te sayılan eser türleri arasında olması ve sahibinin hususiyetini taşımasıdır.

1.1. Eser  Tanımı

Bir eğitim materyalinin FSEK kapsamında eser olarak korunup korunamayacağını belirleyebilmek için öncelikle bu materyalin eser olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı incelenmelidir. Çünkü FSEK korumanın ön şartı olarak ihlale konu fikir ürününün eser niteliği taşıması gereğini aramaktadırlar (Ayiter 1981; Genç Arıdemir, 2003). Uluslararası düzenlemelerde de öncelikle koruma kapsamına giren eserlerin tanımı yapılmış, korumadan bu kapsam dâhilindeki fikri ürünlerin yararlanabileceği belirtilmiştir [1].

FSEK’nda Madde 1/B’de tanımlar başlığı altında eser “Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini… ifade eder”  (Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu [FSEK], 2021) biçiminde tanımlanmıştır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere kanun koyucu bir fikri üretimin eser sayılabilmesi için sahibinin hususiyetini taşıması ve kanunda sayılmış olan ana kategorilerden birisine dâhil olması şartlarını aramıştır.

Hukukumuzda eser tanımı teknolojik gelişmelerle paralel olarak değişim göstermiş, yeni eser türlerini de koruma kapsamına alınmasıyla, FSEK’te koruma kapsamına alınan eserler artmıştır. 13/12/1951 tarihinde 7981 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan 5846 sayılı FSEK dört temel grup eserden bahsetmektedir. Bunlar: bilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserleridir. FESK’in eseri tanımlayan maddeleri 01/11/1983 tarihinde 2936 sayılı yasa ile 12/06/1995 tarihinde 4110 sayılı yasa ile, 21/02/2001 tarihinde 4630 sayılı yasa ile yapılan değişikliklerle değiştirilmiştir olmasına rağmen bu dört ana kategori de değişiklik yapılmamıştır.

FSEK’te 07.06.1995 tarihinde 4110 sayılı kanunla yapılan değişiklik ile ilim ve edebiyat eserleri kategorisine her biçim altında ifade edilen bilgisayar programlarının ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımlarının ve belli bir maksada göre ve hususi bir plan dâhilinde verilerin ve materyallerin seçilip derlenmesi sonucu ortaya çıkan ve bir araç ile okunabilir veya diğer biçimdeki veri tabanları koruma kapsamına alınmış, 21.02.2001 tarihinde 4630 sayılı yasa ile yapılmış olan değişikliklerle sinema eseri için eski metinde bulunan projeksiyon ile gösterilme kıstası kaldırılarak yerine  “…tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbirleriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir.(FSEK Ek Madde 5, 2021)” ifadesi getirilmiştir (FSEK, 2021).

Bir yaratıcı düşünce ürününün FSEK kapsamında eser olarak korunması için iki şart aramıştır. Bunlar; Eser sahibinin hususiyetini taşıma şartı ve Kanunda sayılmış olan kategorilerden birisine dâhil olma şartıdır.

1.1.1. Eser sahibinin hususiyetini taşıma şartı 

Doktrinde eserin sahibinin hususiyetini taşıma şartı çok farklı şekillerde yorumlanmıştır. Kimi yazarlar hususiyet kavramını dar yorumlayarak bu şartın gerçekleşmiş sayılması için eserin yaratıcı bir çalışma sonucunda meydana getirilmiş olmasını yeterli saymışlar (Hirsch, 1948), kimi yazarlarsa bağımsız bir fikri çaba sonucu gerçekleşmiş olan eserin var olandan başka olmasının sahibinin hususiyetini taşıma şartının gerçekleşmesi için yeterli olduğunu  savunmuşlardır (Ayiter, 1981; Erel Şafak, 1998)

Kimi yazarlarsa hususiyet kavramının geniş yorumlanması gerektiğini savunarak eserin sahibinin hususiyetini taşımakta olduğundan bahsedebilmek için eserin mutlaka daha önceden yaratılmışlardan tamamen farklı olması gerekliliğini aramamış, eser sahibinin müstakil bir çalışma sonucu meydana getirmiş olduğu tüm eserlerin bu şartı yerine getireceğini savunmuştur. Bu görüşü savunan yazarlardan Arslanlı (1954)’ya göre bir fikir eseri yaratırken kendinden evvel gelen benzer eserlerden yararlanmak, ilham almak normal ve hatta gereklidir. Burada hususiyetin varlığı için aranması gereken koşul bu yararlanma ve etkilenmenin fikir hırsızlığı veya birebir taklit boyutlarında olmamasıdır (Arslanlı, 1954; Ayiter, 1981; Öztrak, 1977; Tekinalp, 1999).

Kanaatimizce eser sahibinin kendi eserinden önce yaratılmış olan eserlerden etkilenmesi eserin sahibinin hususiyetini taşımasına engel olmamakla birlikte, eserin de bu niteliğe sahip olması için kendisini yaratan kişinin fikri yaratıcılığının sonucunda oluşmuş olması ve esinlenilen eser veya eserlerden önemli ölçüde farklılaşmış olması gerekmektedir.  Bu nedenle örneğin aynı konunun içeriğin hemen hemen değişemez olması nedeniyle farklı örneklerle ve veya farklı görsel/işitsel bileşenlerle ama çok benzer bir içerikle anlatılması durumunda hususiyetten bahsetmek mümkündür.

1.1.2. Kanunda sayılmış olan kategorilerden birisine dâhil olma şartı 

Kanunda sayılan bu dört kategorideki eserlerin sınırlayıcı olduğu ve bu eserler dışındaki eserlerin kanun koruması dışında kalacakları (Yarsuvat, 1977), kanunda sayılan eser türlerinin numerus clausus kuralına göre belirlenmiş olduğu, yani eserlerin kanunda gösterilenlerle sınırlı olup, bunların dışında yeni bir ana ya da ara tür yaratılamayacağı (Tekinalp, 1999) doktrinde ağırlıklı olarak ifade edilmektedir. Bununla birlikte sayılan eser türlerine hangi eserlerin gireceği örnekleyici olarak sayılmıştır (Arslanlı, 1954; Öztrak, 1977). Ancak doktrinde kanunda eser türleri hakkında sınırlı bir hükmün bulunmasının eser sahibinin menfaatlerini koruma amacına ters düşmekte olduğu yönünde görüşler de vardır (Genç Arıdemir, 2003)

FSEK’in (2021) 1/B maddesinin “…her nev’i fikir ve sanat mahsulleri” ifadesinden yola çıkarak teknolojik gelişmeler sonucunda ortaya çıkabilecek olan yeni fikir ve sanat mahsullerini kanunda belirtilen eser sahibinin hususiyetini taşıma niteliğine sahip olmaları şartı ile koruma kapsamına alınması gerektiği düşünülmektedir. Burada kanun koyucunun amacının fikri çabanın sonucu oluşan ve eser sahibinin hususiyetini yansıtan her türlü eseri koruma kapsamına almak olduğu göz ardı edilmemelidir. Ayrıca teknolojik gelişmelerle birlikte fikir ve sanat mahsullerinin çeşitlerinin her geçen gün arttığı düşünülürse, her yeni eser türü için kanunda değişiklik yapmak veya yeni eser türlerini koruma kapsamı dışında bırakmaktansa mevcut hükmü geniş yorumlamak daha uygun olacaktır.

1.2. Eser Sahibi

FSEK madde 8 de eser sahibi “Bir eserin sahibi onu meydana getirendir. Bir işlenmenin ve derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir.”  biçiminde tanımlanmıştır. Eseri meydana getiren kişinin adının veya kendisini tanıtacak bir takma adın eser üzerinde belirtilmesi durumunda aksi ispatlanıncaya kadar bu kişi eser sahibidir. FSEK madde 11’de; eser sahibinin adının eserde belirtilmemesi durumunda yayınlanmış eserlerde yayımlayan, o da belli değilse, eseri çoğaltan eser sahibine tanınan hakları kullanma yetkisine sahiptir (Resmi Gazete, 1951).

Hukuk sistemimizde bir fikri emek ürününün meydana getirilmesi vakası onu meydana getiren şahsın eser sahibi statüsünü kazanması için gerekli ve yeterli şarttır. Eseri meydana getiren kişi (Arslanlı 1954; Ayiter 1981; Topaloğlu 1997) herhangi bir tescil veya tespit işlemine gerek kalmaksızın eser üzerinde maddi ve manevi hakları kullanma yetkisine sahip olacaktır. Bu nedenle eser üzerindeki hak sahipliğinin Bakanlığa bildirilmesi, eser işletme belgesi veya bandrol alınması gibi işlemler eser sahibine ait hakları kullanmak için yapılması gerekli işlemler değillerdir. Ancak bu tür idari başvurular eser üzerindeki hakların idari veya hukuki yollarla korunması talep edildiğinde resmi makamlar önünde hak sahipliğini belgeleme amaçlıdır. Bu düzenlemelerin getirilmesinin bir diğer nedeni de vergiye çeşitli kesintilere ilişkin kayıtların tutulmasında kullanılmalarıdır.

Yaratıcı eser sahipliği hukuki bir işlemle değil, yaratma olgusundan ibaret bir hukuki eylemle kazanılan bir statüdür. Bu yüzden hukuki işlem türü olan temsil münasebetinin temsilcinin yarattığı eser üzerinde temsil olunana eser sahipliği statüsü kazandırmayacağı fikri doktrinde savunulmaktadır (Erel 1998).

İş ve eser sözleşmelerine dayanılarak yaratılmış olan eserler için farklı düzenlemeler getirilmiştir. FSEK’te iş akdi ile bağlı olan kişilerin yaratmış oldukları eserlerde eser sahipliği “Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça, memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserlerin mali hak sahipleri bunları çalıştıran veya tayin edenlerdir. Tüzel kişilerin uzuvları hakkında da bu kural uygulanır” (Resmi Gazete, 13.12.1951) biçiminde düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile kullanma yetkisi çalıştırana verilen hakların manevi haklar değil mali haklar olduğu açıktır. Mali haklar özleri itibarı ile eser sahibinin mal varlığında kalmakla birlikte, mali hakları kullanma yetkisi kanunen işveren veya tayin edenlere tanınmış bulunmaktadır  (Baygın, 2002).

Benzer bir düzenleme de FSEK’na 4630 sayılı yasa ile 2001 yılında getirilen ek bir düzenleme (Resmi Gazete, 03.03.2001) ile birden fazla kişinin meydana getirmiş olduğu ve ayrılmaz bir bütün oluşturan eserler üzerindeki hakları kullanma yetkisinin eğer tarafların aralarındaki sözleşmede veya eserin meydana getirildiği tarihte geçerli olan kanunda aksine bir hüküm yoksa ortak eser sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişide olacağı hükmü getirilmiştir. Değişiklik yasasının gerekçesi  “Eseri yaratan gerçek kişilerdir, ancak kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan ve bu kurumlar adına eserler meydana getiren gerçek kişilerin eser sahibine tanınan münhasır hakları kullanmasında pratikte sorunlar yaşanmaktadır. Bu sebeple, TBMM Başkanlığına sunulan Tasarıda bulunmamakla birlikte, birden fazla kimsenin iştirakiyle meydana getirilen eserler üzerindeki hakların eser sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişilerce kullanılabileceğine ilişkin mevcut Kanunun 10 uncu maddesinde yapılan değişiklik Tasarıya ilave edilmiştir.” (Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanakları, 1999) olarak belirtilmiştir.

Ancak her iki durumda da göz önünde bulundurulması gereken husus eser sahibi olmak ile eser üzerindeki mali hakları kullanma yetkisine sahip olmak kavramlarının karıştırılmamasıdır. Bu eserler üzerindeki mali haklar eseri meydana getiren kişi veya kişileri çalıştıran veya bir araya getiren kişiye ait olmakla beraber eseri meydana getiren kişilerin eser sahibi sıfatına ve eser üzerindeki manevi haklara sahip olmaları gerekmektedir (Baygın 2002; Beşiroğlu, 2002; Genç Arıdemir, 2003; Tekinalap, 1999; Topaloğlu 2005).

İstisna akdi ile bağlı olan kişinin yaratmış olduğu eser açısından incelendiğinde, doktrinde bir görüş birliği yoktur. Bu konuda bazı yazarlar öncelikle tarafların aralarındaki sözleşme ile getirilmiş olan düzenlemede eser sahibinin kim olacağına ilişkin açık bir düzenleme getirilip getirilmediğine bakmak gerektiğini savunurlar. Bazı yazarlarsa  eser sahibinin yaratma ilkesi gereğince eseri yaratan kişi veya kişiler olacağını, bu durumda çalıştıran ve tayin edenlere ilişkin hükmün uygulanmasının da imkânı olmadığını çünkü eserin sipariş verenin işyerinde onun emir ve talimatı altında yaratılmadığını, bilakis yaratıcı şahsın eseri sipariş edene bağımlı olmaksızın serbestçe meydana getirdiğini savunmaktadırlar. Bu durumda eser üzerindeki tüm haklar eserin yaratıcısına ait olacaktır ancak ısmarlayan eseri sözleşmenin amacı kapsamında kullanabilecektir (Baygın, 2002) Borçlar Kanunu müteahhidin eserleri teslim etme borcunu açıkça ve ayrıca düzenlenmiş değildir; ancak bu düzenlemede yer yer teslimden söz edildiği ve bu suretle müteahhidin (Müteahhid: Bir başkası için telif eser meydana getirmeyi yüklenen kişi) böyle bir borç altında bulunduğunun zımnen kabul edildiği görülmektedir  (Yavuz, 2004). Kanaatimizce istisna akdine konu eserin FSEK kapsamında bir fikir ve sanat eseri olması durumunda eser üzerindeki mali hakları kullanma yetkisinin eseri yaratan eser sahibinde olması gerekir. Ancak bu hakların kullanımının ısmarlayanın eserden faydalanmasını engellemeyip  kapsaması gerekmektedir.

İlk satış kuralı olarak da anılan hakkın tüketilmesi ilkesi, bir hakla bağlantılı ürünün hak sahibi veya onun rızasıyla başkası tarafından ilk satış veya dağıtımından sonra hakkın spesifik olarak o ürün bakımından sona ermesi ve hak sahibinin, pazarda, korunan ürünün bundan sonraki dağıtım veya kullanımını önleme hakkının olmamasıdır (Arı, 2003). Yayma hakkına dayanılarak eser tedavüle konmuş ve üçüncü kişiler, bu kopyalar üzerinde satış veya başka bir yolla mülkiyet hakkı kazanmışlarsa, kopyaların tekrar yayımı serbest hale gelir (Topaloğlu, 1997) . Ancak tükenme ilkesinde, sadece maddi mallar üzerindeki hakların tükendiğine dikkat edilmelidir. Diğer ilave haklar, örneğin telif hakkında yazarın manevi hakları, kiralama, ödünç verme hakları gibi haklar veya usul patentleri ile ilgili konular ve know-how gibi soyut halde bulunan haklar etkilenmeden kalır (). Bu konu sadece düşünce ürünü sahibinin yayma hakkının son bulacağı koşulları ifade etmektedir. Buna göre, kamuya arz edilme kavram ile eser sahibi tarafından yayınlanmasına izin verilen bir eser nüshasının bir ülkeye ithal edilmesi veya pazarlanmasından sonra eser nüshası üzerindeki yayma hakkının son bulmasından söz edilmektedir. Böylece eser sahibinden alınan yetki üzerine, eser nüshalarının satışa sunulmasından sonra, bu nüshaların eser sahibinden doğrudan yetki almamış diğer kişiler tarafından da serbestçe satılmasına olanak verilmiş olduğu kabul edilmiş olmaktadır (Karakuzu Baytan, 2005).

Kanunda açıkça belirtildiği üzere, fikir ürünü nüshasının devri, aksi kararlaştırılmadıkça fikri hakkın devrini kapsamaz (Yıldırım, 1999).

Doktrinde eserin yaratılması ile eseri yaratan kişinin eser sahipliği sıfatını doğrudan kazanacağı ve tüzel kişilerin insana özgü bir yetenek olan eser yaratma işini gerçekleştiremeyecekleri yönünde görüşler ileri sürülmüştür (Beşiroğlu, 2002)  Ancak eser üzerindeki hakların kullanılabilme yetkisi bir başkasına devredilebilir ve bu yetkinin gerçek kişilere olduğu kadar tüzel kişilere de devredilebilmesine bir engel yoktur. Bu devir hem amacı eser üretmek olan tüzel kişilerin bu amaçlarına ulaşmaları için hem de tüzel kişinin kendisine hizmet akdi ile bağlı olan gerçek kişilerin meydana getirmiş oldukları eserler üzerinde hak sahibi olabilmeleri için zorunludur (Beşiroğlu, 2002).  Bir diğer görüşe göre ise tüzel kişiler organlarını oluşturan gerçek kişilerin yarattığı eserler üzerinde mali hakları kullanmaya kanunen yetkilidirler (Baygın, 2002).  Bu nedenle bazı eğitim materyalleri açısından tüzel kişilerin, örneğin bir eğitim kurumunda çalışan eğitmenin hazırladığı eser niteliğindeki eğitim materyalleri üzerindeki mali hakları kullanmaya yetkilidirler ancak eser sahibi her zaman gerçek kişi eğitimci veya eğitimciler olacaktır. Manevi haklar da bu kişi veya kişilerde olacaktır. Bu konuda her iki tarafında birbiri ile çakışan hakları olduğunda “hakkın kötüye kullanılması” gibi temel hukuk kavramları ile hangi hakkın öncelikli olduğuna karar verilir (Hatemi, 2001).

Uluslararası düzenlemelere bakıldığında, Bern Konvansiyonunda korumaya layık olma kriterlerinde “author (yazar, eseri meydana getiren kişi)” ifadesi kullanılmıştır. WTO  (World Trade Organization, Dünya Ticaret Organizasyonu)’da da eser üzerindeki haklar, örneğin 7. maddede düzenlenmiş olan kiralama hakkı, tanımlanırken aynı ifade kullanılmıştır. Bu nedenle eser sahibi FSEK düzenlemesinin yürürlükteki uluslararası mevzuata paralel olduğu söylenebilir. Almanya, İsviçre ve Fransa kanunlarında da benzer düzenlemeler mevcuttur. İngiliz telif Hakkı Yasasında (UK Legislation, 1988) bu ifadeye ek olarak yayıncı ve yapımcıları da eser sahipliği ve telif hakkı sahipliği başlıklı 9. maddede sayılmıştır.

1.2.2. Eser sahibinin birden fazla olması

Bazı eserler bir ekip çalışması sonucu birden fazla kişi tarafından meydana getirilen eserlerdir. Eser sahibinin birden fazla kişi olması durumunda öncelikle eser sahiplerinin meydana getirdikleri kısımların birbirinden ayrılıp ayrılamayacağı tespit edilmelidir. Eğer birden fazla kişinin  iştiraki yani birlikte yaratması ile meydana getirilmiş olan eser ayrılmaz bir bütün oluşturuyorsa eser sahipleri arasında bir birlik vardır. Her bir kişinin vücuda getirdiği kısım teşhis edilebilmekle beraber bu kısımlar eser bozulmadan ayrılamıyorsa yine eser sahiplerinin birliği söz konusudur (Tekinalp, 1999). Örneğin birlikte yaptıkları bir çalışmanın sonucunda ortak bir rapor hazırlayarak bunu eğitim materyali olarak kullanan iki eğitimcinin materyalleri bu şekilde değerlendirilmelidir. Bu eser sahipliği türü doktrinde toplu eser sahipliği, eser sahipleri arasında birlik (Tekinalp, 1999)  iştirak halinde eser sahipliği (Genç Arıdemir, 2003, Yarsuvat, 1977), ortak eser sahipliği  ifadeleri ile tanımlanmaktadır. Eserin meydana getirilmesinde her emeği geçen herkes eserin belirli bir kısmını meydana getirmiş ise her emeği geçen kendi meydana getirdiği kısım üzerinde eser sahibine tanınan haklara sahip olacak ve bu haklarını tek başına kullanabilecektir. Örneğin bir ders kitabının belirli parçalarını yazan yazarların eserleri veya bir sesli görüntülü eğitim materyalinde kullanılan karakteri ve müziği yaratan kişilerin bu eserleri bu şekilde nitelenir. Müziği yapan kişi müziği bir başka yerde kullanabileceği gibi karakteri yaratan kişi de karakteri bir başka eğitimde veya tamamen farklı bir konuda kullanabilir. Bu tür eser sahipliği de doktrinde müşterek eser sahipliği (Arslanlı, 1954; Genç Arıdemir, 2003, Yarsuvat, 1977), ortak eser sahipliği (Tekinalp, 1999) veya Birleştirilmiş (toplu) eser sahipliği (Beşiroğlu, 2002) şeklinde ifade edilmektedir. Bu durumda eserin tamamına ilişkin maddi ve manevi hakların kullanılmasında ortak eser sahiplerinden her biri diğerlerinin iznini talep edebilir ve diğerlerinin bu izni vermekten kaçınmaları durumunda mahkemeye başvurarak bu iznin alınması yoluna gidebilir.

FSEK bir kişinin eserin meydana getirilmesine katkıda bulunmuş sayılması ve dolayısıyla ortak eser sahibi haklarına sahip olması için, kişinin eserin meydana getirilmesindeki katkısının bu yaratım işiyle doğrudan bağlantılı ve esaslı olması şartını aramıştır. Bu durum FSEK (2021) m. 10/3 te “Bir eserin vücuda getirilmesinde yapılan teknik hizmetler veya teferruata ait yardımlar, iştirake esas teşkil etmez.” şeklinde açıkça ifade edilmektedir.  Dolayısıyla bir eserde örneğin eğitim amacıyla kullanılacak bir yazılımda sadece hata tespiti için test yapan veya bir kitapta sadece yazım denetimi veya dizgi yapan kişi ortak eser sahibi sıfatını kazanmaz.

1.3. Eser sahibinin hakları

FSEK’na göre eser sahibinin eser üzerindeki hakları mali haklar ve manevi haklar olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu ayırım hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinin telif hakları yasalarında yer almaktadır.

Eser üzerindeki haklar hem eserin tamamı hem de parçaları için kullanılabilecektir. Bu husus FSEK (2021) m. 13’te “Eser sahibine tanınan hak ve salahiyetler eserin bütününe ve parçalarına şamildir.”  ifadesi ile belirtilmiştir.  Dolayısıyla hakların kullanılabilmesi için ihlalin eserin tamamına ilişkin olması gerekmez. Eserin bir bölümünün ihlale konu olması yeterli olacaktır. Ancak konumuz özelinde aşağıda detaylandırılacak olan eğitim amaçlı alıntı serbestisi bu husus değerlendirilirken göz önünde bulundurulmalıdır.

FSEK’nda eser üzerindeki haklar manevi haklar ve mali haklar olarak ikiye ayrılmış ve bu iki başlık altında düzenlenmiştir. Kanunun sistematiğine uyarak eser üzerindeki hakları bu iki başlık altında incelenmektedir.

1.3.1. Manevi Haklar

Manevi haklar umuma arz yetkisi, adın belirtilmesi yetkisi ve eserde değişiklik yapılmasını men etmek hakkıdır. Bu haklar eser sahibinin şahsına bağlı haklardır  (Erel Şafak, 1998) ve eser ile ilişkisinden kaynaklanan haklardır. Kişilik hakkı; kişi varlığı değerlerinin ihlaline karşı koruma sağlayan ve güvence getiren mutlak haktır Kişilik haklarına aykırı olan hukuki muamele ve dolayısıyla sözleşmeler de kesin hükümsüzdürler (Hatemi 2001; Tekinalp, 1999). Bu nedenle eser sahibinin manevi haklarına aykırı sözleşmelerin yapılması veya bu haklardan feragat edilmesi de mümkün değildir.

Manevi haklar devredilemez ve mirasçılara da geçmezler. Ancak manevi hakları kullanma yetkisi devredilebilir (Erel Şafak, 1998).  Mali hakların devredilmiş olması manevi hakların da devredilmesi sonucunu doğurmaz. Ancak bazı yazarlar özellikle eser sahibinin ölmesi durumunda mali hakları devralan kişinin manevi hakları da  kullanma yetkisine sahip olduğu fikrini savunmaktadırlar (Tekinalp, 1999).

Manevi hakların miras yolu ile intikalinin mümkün olup olmadığı konusu doktrinde tartışmalıdır. Bazı yazarlar manevi hakların ölümden sonra başkalarına bırakılabileceğini ve bu durumun bu hakları şahsiyet haklarından ayıran noktalardan birisi olduğunu (Erel Şafak, 1998) söylerken bazı yazarlar da düşünce ürünleri üzerindeki manevi haklar üzerinde mirasçıların herhangi bir yetkileri bulunmadığını,. mirasçıların  sadece miras bırakan düşünce ürünü sahibinin manevi haklarını korumak ve gözetmek yetkisine sahip olduklarını (Karakuzu Baytan, 2005) bu hakların FSEK m. 19’da düzenlendiği üzere eser sahibinin yakınları ve gerektiğine Kültür Bakanlığı tarafından kullanılabileceğini (Tekinalp, 1999)  söylemektedirler.

Özellikle ticari hayata konu olan kitaplar, eğitim yazılımları, ücretli veri tabanlarına eklenen ders videoları gibi materyaller açısından manevi haklar tartışma konusu yapılmaktadır. Düzenlemeyi eleştirenler ücret karşılığı ürettirilen ve mali değeri olan bir anlamda ticari mal olan bu üretimler üzerinde manevi hak sahipliğinden bahsetmenin ticari hayatın gerçekliğine aykırı olduğunu ileri sürmektedirler. Her ne kadar uygulamada soruna yol açsa da yukarıda da bahsetmiş olduğumuz gibi sorunun hukukun temel kavramları ile her bir olayda özel inceleme ile çözülebilir oluşu nedeniyle bu eserler özelinde özel bir düzenleme getirmenin kanun yapma tekniği açısından sakıncalı olacağını düşünmekteyiz. Ayrıca bir an için düzenlemenin sakıncalarının doğru olduğu kabul edilse bile yürürlükteki mevzuat yoruma gerek bırakmayacak şekilde tüm eserler üzerinde manevi haklar olduğunu kabul etmektedir ve bu mevzuat yürürlükte kaldığı sürece uygulanması zorunludur. Yabancı mevzuata bakıldığında İsviçre ve İngiltere  yasalarında ve WIPO (World Intellectual Property Organization – Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü) mevzuatında haklar mali ve manevi haklar olarak ayrılmamış, Fransa ve Almanya,  yasalarında ise bu ayrım yapılmıştır.

FSEK ile düzenlenmiş olan  üzerindeki manevi haklar; umuma arz yetkisi, adın belirtilmesi yetkisi, eserde değişiklik yapılmasını men etme yetkisidir.

1.3.2. Umuma Arz Yetkisi 

Umuma arz eserin, sahibi tarafından veya onun onayı ile üçüncü kişilerce kontrol altında tutulamayacak şekilde üçüncü kişilerin veya toplumun bilgisine sunulmasıdır (Tekinalp, 1999). Örneğin bir sınıfta kullanılan eğitim materyallerinin internette yayınlanması veya eğitime özel bir kanalda yayınlanması bu hakkın konusudur. FSEK’te  eserin kamuya arz hakkının manevi haklardan olduğu ve devredilemeyeceği kanunda açıkça belirtilmiştir. Hatta eserin kamuya arzı için izin verildikten sonra bile eser sahibine kamuya arzın şeref ve itibarını zedeleyecek olması durumunda yayınlama iznini verdiği kişiyi yayınlamaktan menetme hakkı tanınmıştır. Doktrinde eser sahibi tarafından başkasına devredilmiş olan mali hakların kullanılmasının eserin kamuoyuna sunulmasını da kapsaması durumunda eser sahibinin kamuya arz yetkisini de mali haklarla birlikte devrettiği bazı yazarlarca kabul edilmektedir (Tekinalp, 1999; Topaloğlu, 2005).

Aradaki sözleşme sarih bir yetkiyi içermese bile, memur, hizmetli ve işçilerin meydana getirdikleri eserlerde umuma arz yetkisinin kanunen bunları çalıştıranlara devredilmiş olduğu kabul olunmalıdır.

Kamuya arz hakkı bir kez kullanmakla tükenen bir haktır. Yani eser sahibi eserini kamuya bir kez arz ettikten sonra eser artık alenileşmiş olur ve bu hak ortadan kalkar.

Ancak burada bu hakkın tükenmesi için kamuya arzın eser sahibinin rızası ile gerçekleşmiş olması gerektiği hususu göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle eser sahibinin rızası dışında kamuya sunulan eserler açısından bu hakkın tükenmiş olduğu iddia edilemez.

1.3.3. Adın Belirtilmesi Yetkisi

Eserlerde, eserlerin çoğaltılmış kopyalarında ve eserin kullanıldığı her yerde (Bainbridge, 2002; Tekinalp, 1999)  eseri meydana getiren kişinin  adının yer alıp almayacağına karar verme hakkı eseri meydana getiren gerçek kişiye aittir. Burada eser sahibinin eser üzerine adının konulmasını talep etme hakkı kadar konulmasını yasaklama hakkı da olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Eserin mali hakları devredilmiş olsa bile manevi haklar devredilmiş sayılmayacağından eser sahibinin mali haklarını devrettikten sonra da adının belirtilmesini veya belirtilmemesini talep hakkı vardır.

Uygulamada özellikle kitap, eğitim CD si gibi ticari hayata konu olan materyallerde ilgili eğitim kurumunun veya yayıncı şirketin  adı ön plana çıkartılmakta, eseri yaratan kişi veya kişilerin isimleri genellikle ya hiç belirtilmemekte, ya da kolayca görülemeyecek kısımlarda açıklanmaktadır. Bu konuda yasada adın ne şekilde belirtileceği net olarak tanımlanmamıştır. Adın eğer kararlaştırılmışsa kararlaştırılan, bu konuda yazılı veya sözlü bir anlaşma yoksa adet olan şekilde belirtilmesi gerekir. Örneğin kitaplar için kapakta adın yazılması, dijital materyallerde hakkında kısmında ad belirtilmesi şeklinde benzer materyallerde adet olduğu şekilde ad belirtilmelidir. Adın belirtilmesinde kişinin gerçek adının belirtilmesi değil eser sahibinin talebine göre müstear adının belirtilmesi veya hiç isim belirtilmemesi şeklinde de bu hak kullanılabilir. Burada hakkın nasıl kullanılacağına ilişkin tercih eser sahibinindir.

1.3.4. Eserde Değişiklik Yapılmasını Menetme Yetkisi

Eserde değişiklik yapılmasını menetme hakkı da diğer manevi haklar gibi eser sahibi ile eser arasındaki güçlü bağlar göz önüne alınarak FSEK’nda düzenlenmiştir. Ancak yukarıda kamuya arz yetkisi başlığı altında belirtmiş olduğumuz gibi bu hakkın da özellikle mali hak sahibi ile çakışması mümkündür. Bu durumda yine yukarıda bahsetmiş olduğumuz şekilde olay bazında temel hukuk prensiplerine göre yorum yapılması gerekecektir.

1.4. Mali Haklar

Mali haklar eserden ekonomik yönden yararlanma olanağını ve bunun şeklini belirleme yetkisini münhasıran eser sahibine veren ve ona üçüncü kişilerin bu tarzda faydalanmalarına engel olma yetkilerini veren mutlak haklardır (Tekinalp, 1999).

Mali haklar eser sahibi ile üçüncü kişiler arasında yapılacak olan kiralama, lisans, tamamen veya kısmen devir, finansal kiralama gibi anlaşmalara veya haciz, rehin, hapis hakkı gibi hukuki işlemlere konu olabilirler ve miras yolu ile mirasçılara geçerler. Eser sahibi bu hakları kendisi veya vekili aracılığı ile kullanabilir.

Eser sahibinin FSEK’na göre yararlanabileceği haklar ancak kanunda sınırlayıcı olarak sayılmış olan 5 kategorideki haklardır. Üçüncü kişilerin bu sayılan haller dışındaki şekillerdeki yararlanmalarına telif hakkı kullanılarak engel olunamaz (Tekinalp, 1999; Topaloğlu, 2005).

1.4.1. İşleme Hakkı 

FSEK (2021) m.21 bağlamında işleme ifadesi bir eseri kullanarak yeni, bağımsız eser meydana getirme işlemini tanımlar. Örneğin bir ders notunun farklı bir dile çevrilmesi bir işlemedir. Bir eğitim yazılımı açısından örnek vermek gerekirse örneğin android işletim sisteminde çalışmak üzere hazırlanmış bir eğitim uygulamasının IOS veya Windows işletim sistemlerinde çalışacak hale getirilmesi, bir basılı materyalin çeşitli animasyon teknikleri kullanılarak sesli-görüntülü materyal haline getirilmesi hep işleme eser meydana getirme işlemleridir.

FSEK (2021) madde 21’e göre  “Bir eserden, onu işleme suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.” Eser sahibi eserin işlenmesine hiçbir şarta bağlı olmadan veya kendi belirleyeceği şartlar çerçevesinde, bir bedel karşılığında veya bedelsiz olarak izin verebilir.

İşleme hakkını alan kişinin bu hakkı işlenmeden ekonomik olarak faydalanma hakkını da kapsar. Yani eseri işleyen kişi işleme eser üzerinde mali haklara sahip olacaktır. Eser üzerindeki mali haklar arasında sayılan işlenme hakkı bu yönüyle manevi haklardan olan değişiklik yapılmasını menetme yetkisinden ayrılır.

İşleme hakkının eser sahibi tarafından devredilmesi üzerine hakkı devralan kişi eseri işleyerek yeni bir eser meydana getirme hakkına sahiptir. Bu yeni eser yukarıda işleme eserler konusunda bahsetmiş olduğumuz özellikleri taşıması şartı ile bağımsız bir eser niteliğindedir. Bu eser üzerindeki mali ve manevi hakların sahibi işleme eseri meydana getiren kişidir. Burada işleme esere temel oluşturan eserin sahibinin tek hakkı işleme eserin kendi eseri işlenerek meydana getirildiğinin belirtilmesini talep hakkıdır.

Konumuz açısından işleme hakkı ile ilgili en önemli tartışmalardan birisi de bir eserin olduğu gibi dijital ortama aktarılmasının işleme sayılıp sayılamayacağıdır. Bazı yazarlar fiziksel ortamda mevcut bir eserin, bir kitabın veya müzik parçasının sanal ortama aktarılmak üzere sayısal (Digital) biçime dönüştürülmesinin işleme anlamına geldiğini (Topaloğlu, 2022) savunurken işlenme eserlerin de aynı özgün eserlerde olduğu gibi sahibinin niteliğini taşıması gerektiği (Tekinalp, 1999) , eserin saklanma ve aktarılma aşamalarında bilgilerin sayısal biçimlere dönüştürülmesini ifade etmekte olduğunu ve telif hakları bakımından olaya bakıldığında yeni bir nitelik değişmesinin söz konusu olmadığını (Memiş, 2000, 2022) ifade etmektedirler. Eserin büyüklüğünde veya boyutlarında değişiklik yapılmasının işleme değil çoğaltma olduğunu, aynı şekilde tarama işlemi ile dijital ortama aktarılan eserlerde  her ne kadar bir çoğaltma söz konusu olsa bile herhangi bir orijinal değişiklik yapılmadığı ve ayırt edici nitelikte bir yaratıcı özellik katılmadığı için yeni bir düzenlemeden söz edilmesi ve bunun telif hakkı ile korunmasının söz konusu olmadığını (Kaplan, 2003) savunan yazarlar da mevcuttur. Kanaatimizce de eserde bir yazılım kullanarak ve hiçbir katkıda bulunmadan sadece boyutunu ve/veya vücut bulduğu ortamı farklılaştıran bir değişiklik yaparak dijitalleştirme işleme olarak kabul edilmemeli, çoğaltma sayılmalıdır.

1.4.2. Çoğaltma Hakkı 

Çoğaltma hakkı FSEK (2021) madde 22’de “Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

Eserlerin aslında ikinci bir kopyasının çıkarılması ya da eserin işaret, ses ve görüntü nakil ve tekrarına yarayan, bilinen ya da ileride geliştirilecek olan her türlü araca kayıt edilmesi, her türlü ses ve müzik kayıtları ile mimarlık eserlerine ait plan, proje krokilerin uygulanması da çoğaltma sayılır.

Çoğaltma hakkı, bilgisayar programının geçici çoğaltılmasını gerektirdiği ölçüde, programın yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanması fiillerini de kapsar.”  biçiminde tanımlanmıştır. Madde sadece maddi anlamda kopyalamayı değil eserin işaret ses ve görüntü nakil ve tekrarına yarayan her türlü araca kaydedilmesini düzenlemektedir. Müzik eserleri, sinema eserleri ve bilgisayar yazılımları gibi birçok eser türü sayısal ortama nakledilerek üzerine kaydedildikleri medyanın çoğaltılması dışında biçimlerde de çoğaltılabilirler.  İnternet de bir çoğaltma aracı olarak kullanılabilir (Tekinalap, 1999) Bu nedenle eserlerin internet  ortamında depolaması ve iletilmesi de FSEK kapsamında çoğaltma olarak kabul edilmelidir.

Materyallerin hak sahibinin bilgisi dışında kopyalanmasını ve bu kopyaların ticari dolaşımını engellemek için FSEK (2021) madde. 44 hükmünde 4110 sayılı yasa ile yapılan değişikliğe göre “Mali hak sahipleri ile fikir ve sanat eserlerinin işaret, ses ve resimle tekrarına yarayan aletleri imal edenler ve basanlar; bu Kanunun öngördüğü şekilde çoğaltarak satışa çıkarılacak dağıtılacak veya başka türlü ticaret mevkiine konacak bir eserin bütün nüshalarıyla işaret ve seri numarası bulundurmakla müştereken yükümlüdürler.” Bu kapsamda özellikle kitap dergi gibi basılı materyaller, eğitim cd si gibi fiziki ortamlarda sunulan sayısal materyaller için işaretleme yani bandrol zorunluluğu vardır.

WIPO tarafından 1996 yılında tanınan ve çoğaltma hakkına benzer bir hak olan erişilebilir kılma hakkı internet teknolojilerinin gelişmesi ile en çok ihlal edilen mali hak haline gelmiştir. Özellikle İnternet ortamında faillerin takibinin zorluğu bu hakkın ihlal oranını arttırmaktadır. Erişilebilir kılma hakkı eserlerin ve koruma kapsamında olan diğer materyallerin İnternet gibi interaktif ağlar üzerinden dağıtılmasına izin verme veya bu dağıtımı engelleme yetkisi veren bir haktır. Bir eserin internet ortamında veya eğitim veri tabanlarında, mobil marketlerde çeşitli video izleme sitelerinde yayınlanması bu hakkın kapsamındadır.

1.4.3. Yayma Hakkı

Yayma hakkı, bir eserin nüshalarının kamuya sunulması veya yayılması yoluyla eserden yararlanma hakkıdır. Yayma hakkının kullanılması ancak çoğaltma eylemi ile mümkündür. Bunun dışında eserin kamunun görebileceği şekilde teşhiri -mesela büyük ekranla kamuya açık alanlarda gösterimi- yayma olarak kabul edilemez  (Topaloğlu, 2005)   Her ne kadar yayma hakkı çoğaltma gerçekleşmeden kullanılmazsa da  yayma ve çoğaltma haklarının FSEK’nda ayrı ayrı tanımlanmış olması yerinde bir düzenlemedir. Bu şekilde uygulamada çoğaltan ile yayanın farklı kişiler olması durumunda karşılaşılacak olan zorluklar engellenmiştir.

FSEK (2021) madde. 23 Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak hakkının münhasıran eser sahibine ait olduğu hükmünü getirmektedir.

1.4.4. Temsil Hakkı 

Temsil eserin doğrudan doğruya duyulara hitap edecek şekilde sunulmasıdır (Topaloğlu, 2005). Eğitim materyallerinin kamuya açık alanlarda ekran, otomat vb. şekillerde gösterimi veya internet ve intranet gibi ağlar üzerinden yayınlanmaları bu hak kapsamında incelenmelidir. Bu hak da diğer mali haklar gibi münhasıran eser sahibine aittir.

1.4.5. İşaret, Ses ve/veya Görüntü Nakline Yarayan Araçlarla Umuma İletim Hakkı

İşaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı da temsil hakkı gibi eserin İnternet, ekran, kamuya açık alanlardaki otomatlar vb yollarla kamunun incelemesine veya kullanımına sunulması biçiminde gerçekleşir. Bu hakkın uygulamada en çok karşılaşılan ihlal biçimlerinden birisi hak sahibi olmayan kişilerce eserlerin internet siteleri üzerinden umuma iletimidir.

FSEK (2021) madde. 24- ve 25 te bu iki hak düzenlenmiş, bir eserden, doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline yarayan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkının ve radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya internet  iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması hakkının münhasıran eser sahibine ait olduğu belirtilmiştir.

Ancak, özelikle İnternet üzerinden eserlerin kullanıma sunulması durumunda, suç teşkil eden siteyi hazırlayan kişinin ve sitenin üzerinde yayınlandığı sunucunun tespiti teknik nedenlerden dolayı çok zordur. Bu yüzden uygulamada bu hakkın ihlaline yönelik tedbirler alınamamakta ve ihlal edenler tespit edilememektedir.

  1. Bireysel Kullanım ve Eğitim İstisnaları

Bireysel kullanıcıların telif hakkına konu eserleri kullanabilmeleri ve kopyalayıp dağıtabilmeleri konusu bu tür kullanım ve kopyalamaların ilk ortaya çıktığı günlerden itibaren çok büyük ve farklı yönleri olan tartışmalara yol açmıştır. Bu tartışmalarda bu tür kullanım ve kopyalamaların serbest bırakılmasını savunan kişiler hukuki süreçlerin oluştuğu durumlarda da genellikle “bireysel kullanım”, “adil kullanım”, “bilgi edinme ve bilgiye ulaşma hakkı” gibi telif hakkı yasalarında yer alan kavramlara ve kullanımlarının ticari amaç gütmediği, bu kullanımın eser sahiplerine zarar vermediği ve hatta onların eserlerinin tanıtımına faydalı olduğu gibi iddialarla kendilerini savunmaya çalışmaktadırlar. Ancak bu savunmalar mahkemelerde kabul edilmemektedir.

FSEK (2021) m. 34 eğitim amaçlı kullanım istisnasını aşağıdaki şekilde düzenlemiştir.

“Yayımlanmış musikî, ilim ve edebiyat eserlerinden ve alenileşmiş güzel sanat eserlerinden, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde iktibaslar yapılmak suretiyle, hal ve vaziyetinden eğitim ve öğretim gayesine tahsis edildiği anlaşılan seçme ve toplama eserler vücuda getirilmesi serbesttir. 2 nci maddenin üçüncü bendinde ve 4 üncü maddenin birinci fıkrasının birinci ve beşinci bentlerinde gösterilen neviden eserler, ancak seçme ve toplama eserin münderecatını aydınlatmak üzere iktibas edilebilir. Ancak bu serbestlik, hak sahibinin meşru menfaatlerine haklı bir sebep olmadan zarar verir veya eserden normal yararlanma ile çelişir şekilde kullanılamaz.

Değişik fıkra: 07.06.1995 t. 4110 s. K. m.13

Münhasıran okullara mahsus olarak hazırlanan ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından onanan (okul – radyo) yayımları için de birinci fıkra hükümleri uygulanır.

Yayımlanmış musikî, ilim ve edebiyat eserlerinden ve alenileşmiş güzel sanat eserlerinden, iktibaslar yapılmak suretiyle eğitim ve öğretim gayesi dışında seçme ve toplama eserler vücuda getirilmesi ancak eser sahibinin izniyle mümkündür.

Ek fıkra: 21.02.2001 t. 4630 s. K. m.18

Bütün bu hallerde eser ve eser sahibinin adı mûtat şekilde zikredilmek icap eder.” (FSEK, 2021)

Madde metninden de anlaşılacağı üzere yayınlanmış eserler açısından akademik çalışmalarda eğitim amacıyla kullanılmak üzere eserden alıntı yapılması veya eserin kullanılması serbesttir. Ancak burada da her olayda olduğu gibi iyi niyet kuralları mutlaka göz önünde bulundurulmalı, alıntının eğitim ve haber verme sınırlarını aşmamasına dikkat edilmelidir. Ayrıca ticari amaçlı eğitim materyalleri açısından bu istisnanın kullanılamayacağı da açıktır.

Özellikle akademik çalışmalarda gelecek kuşaklarında bilimsel eserlerden faydalanması için haber alma, düşünce ve kanaat, basın yayın özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlükleri gibi kamusal yararın gerektirdiği hallerde kişilik haklarına saldırı taşımadığı sürece bilimsel kullanımlar yasal çerçevede değerlendirilmelidir. Akademik niteliği olan bir kitapta davacının canlandırdığı X karakterinin fotoğrafının kullanılmasında davacının kendisinin değil dizi karakterinin analiz edilmesinin davacının kişilik haklarına halel getirmeyeceği tartışmasızdır. Kaldı ki davalının akademik yayınında davacının rol aldığı karakterin ve dizideki fotoğrafının kullanılması daha çok davacıyı onurlandıracak bir yayındır.

Eserlerin akademik eserler içerisinde kullanılması Yargıtay tarafından da mali veya manevi hak ihlali olarak kabul edilmemiştir. İstanbul FSHM[2] de bir kararında bir TV dizisinin karakterinin fotoğraflarının akademik bir çalışmada kullanılmasını hak ihlali olarak kabul etmemiş, “…Eğitim ve öğretim istisnaları kapsamında; dizi sahibi yapımcının ve icracı sanatçının, fotoğrafı çekenin iznine gerek olmayabilir. FSEK 34/I. madde uyarınca da maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde yararlanma yapılmak suretiyle, hal ve vaziyetinden eğitim ve öğretim gayesine tahsis edildiği anlaşılan seçme ve toplama eserler vücuda getirilmesi serbesttir.

Davalı akademisyenin yazdığı kitap, kendi alanında topluma ve birçok öğrenciye aydınlatıcı ve yol gösterici olacak akademik bir çalışmanın ürünüdür. Kitabın içerdiği dikkate alındığında kitabi ancak talep edecek kesim bilimsel faydalanma kasdı ile hareket eden akademik çevre yada öğrenciler olacaktır. Davalı best seller niteliğinde bir konuda kitap yazmamış, akademik ilerleme için bilimsel bir eser meydana getirmiş, eserinde işlediği karaktere ait fotoğrafı da kitabında kullanmıştır, dolayısıyla eğitim – öğretim ve bilim gayesi ile hukuk düzenince öngörülen şartlarda kullanım gerçekleşmiştir.

Fsek 34. maddesi kapsamında bilimsel bir eserin bir yayıncı tarafından basılması onu tek başına ticari bir meta haline getirmez. Zira yazarın asıl amacının akademik bir çalışma meydana getirmek olduğu hususu değerlendirildiğinde, somut olayda fsek 68 ve 84.madde kapsamında maddi ve manevi tazminat ödenmesi şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilerek yukarda açıklanan gerekçe kapsamına göre aşağıdaki şekilde hüküm oluşturmak gerekmiştir.” şeklinde hüküm kurmuştur.

Roma Konvansiyonunda belirtilen haklara kişisel kullanım, güncel olayların haber verilmesi amaçlı kısa alıntılar,  bir yayın kuruluşunun kendi olanakları ile kendi yayınlarında kullanmak üzere yaptıkları kısa tespitler, tamamen eğitim ve bilimsel amaçlı araştırmalarla ilgili kullanmalar için ulusal hukukun edebi ve artistik eserlerde istisna getirmesine izin vermiştir. Bern Konvansiyonu ise  9 (2) de [WCT[3]  md. 10, WPPT[4]  md. 16]  düzenlenen üç basamaklı test ile uyumlu sınırlamalara ve istisnalara izin vermektedir. Bu test ile getirilmiş olan üç kriter belirli olaylarla sınırlı olmak, normal bir ihlal ile çelişmemek ve hak sahibinin yasal haklarına zarar vermemektir. Kullanımın ihlal oluşturmadığının bu teste tabi tutularak ispatı için bu üç kriteri karşılaması gerekmektedir. Bu yaklaşım kişisel kullanım istisnasını üstü kapalı olarak kabul eden Roma Konvansiyonu’ndan daha katıdır. Üç aşamalı test her istisnanın ekonomik etkilerini göz önüne almak gerekliliğine dikkat çekmektedir. Test her ne kadar üye ülkelerin telif hakkı yasalarında getirebilecekleri sınırlamaları belirlemekte kullanılmak üzere hazırlanmışsa da, bağımsız olaylarda eylemin hak sahibinin haklarını ihlal edip etmediğinin tespitinde de kullanılabilir.

Roma anlaşması ve TRIPS[5] sınırlandırmalar başlığı altında sadece telif haklarına getirilebilecek sınırlamaları düzenlemiş, eser sahibinin haklarına komşu haklarla ilgili bir düzenleme getirmemiştir. WCT  ve WPPT  ise üç aşamalı testin bağlantılı hak sahiplerinin haklarına da uygulanması gerektiğini açıkça belirtmiştir. Bilişim toplumunda telif hakları ve bağlantılı hakların uyumlandırılmasına ilişkin Avrupa Konseyi direktifi teklifinin 21 Mayıs 1999 tarihli versiyonunda madde 3,4 ve 5 de belirtilen yasak eylemlerin istisnaları başlıklı 5. maddenin 2. fıkrasında  “İnternet  ortamda çoğaltılan sesli, görüntülü veya odiovizüel kayıtlar açısından; gerçek kişiler tarafından, özel ve kesin  olarak kişisel ve ticari olmayan kullanım için yapılan ve hak sahibinin menfaatlerini korumaya yönelik çalışan, güvenilir ve etkin teknik önlemlere zarar vermeden gerçekleştirilen İnternet  kopyaları ihlal teşkil etmez. Ancak tüm hak sahiplerine uygun bir bedel ödenmelidir.” denilmiştir (World Intellectual Property Organization, t.y.a; WIPO, t.y.b; WIPO, t.y.c; The European Parliament and of the Council, 22.06.2001).

Farklı hukuk sistemlerine bakıldığında, bireysel kullanım, İngiliz hukukunda “fair dealing” (adil pazarlık) başlığı altında incelenmektedir ve sadece araştırma, kişisel çalışmalar, eleştiriler, güncel haberlerin iletilmesi konuları ile sınırlandırılmıştır. Bunun dışında eğitim amaçlı kullanımlar, kütüphane kullanımları ve kamu yararına kullanımlar farklı düzenlemelerle ve belirli kriterlerle sınırlı olarak serbest bırakılmıştır.

Amerikan hukukunda kişisel kullanım “fair use” (adil kullanım) başlığı altında incelenmiştir. Burada da  araştırma, kişisel çalışmalar, eleştiriler, güncel haberlerin iletilmesi,  eğitim amaçlı kullanımlar, kütüphane kullanımları ve kamu yararına kullanımlar adil kullanım olarak kabul edilmiştir ve kullanım amacı, kullanılan eserin türü, eserin kullanılan kısmının bütüne oranı, kullanımın potansiyel pazar etkisi ve kullanan kişinin iyi niyetli olup olmaması kriterleri ile bir kullanımın adil kullanım olarak nitelenip nitelenemeyeceği belirlenmektedir. Bunun yanında fair use doktrinine nesnel olmadığı, belirsiz olduğu ve hak sahiplerinin ciddi oranda gelir kaybına uğramasına neden olduğu eleştirileri de getirilmiştir.

Bu bağlamda incelendiğinde İnternet kullanıcılarının MP3 Film, oyun ve bilgisayar programlarını bireysel kullanım amacıyla bile çoğaltmaları ve yaymaları WCT ve WPPT ile getirilen üç aşamalı testi geçemeyecektir. Çünkü kullanıcıların sürekli olarak birçok eseri ücretsiz şekilde kullanmaları ve dağıtmaları belirli olaylarla sınırlı değildir. Bu tarz kullanım ayrıca hak sahibinin yasal haklarına da zarar vermektedir. Çünkü bu şekilde kullanılan ve paylaşılan birçok eser zaten son kullanıcıya yani bireysel olarak kullanacak olan kişilere yönelik hazırlanmaktadır. Bu kişilerin ücret ödemeden bu eserlere erişimi eser sahibinin pazarının önemli ölçüde daralması anlamına gelecektir. Ayrıca kişisel kullanım için çoğaltmanın kar amacı gütmeksizin yayma ve dijital iletimden ayrılması gerekir.  Ancak FSEK (2021)’in 38. maddesi incelendiğinde koruma kapsamındaki tüm eserler için genel bir kişisel kullanım kopyası oluşturma hakkı istisnası getirildiği görülür. Maddede olumlu ve olumsuz olmak üzere iki ayrı kritere yer verilmiştir. Çoğaltma imkanının olumlu öğesini bunun şahsen kullanım amacıyla yapılması oluşturur. Yasa ile üçüncü şahısların lehine tanınan bu imkanın olumsuz yönü ise kar amacının güdülmemesi ve bu çoğaltmanın eser sahibinin meşru menfaatlerine zarar vermemesi sınırlamaları teşkil eder. Burada belirtilen yayımlama amacının nasıl belirleneceği tartışmalıdır. Çoğaltmanın kural olarak ihtiyaç sahibi kimse tarafından bizzat ve kendi imkanları ile yapıldığı ve şahsi kullanıma yetecek sayıda nüsha ile sınırlı kaldığı durumlarda yayma amacının bulunmadığı ve eser sahibinin haklarına zarar vermeyeceği görüşü de savunulmaktadır. Aynı şekilde dijital çoğaltma açısından eserden yararlanmak için gerekli olan çoğaltmanın kişisel kullanım kapsamında kalacağı şeklinde daha dar yorumlanması gerektiği de öne sürülmektedir.  Maddede geçen “kar amacı gütmeden” ifadesinin de dar anlamda yorumlanması gerektiği, fotokopi ve benzeri makinelerle yapılan kopyalarda kişisel kullanma görüntüsü veren çoğaltmanın eser sahibinin hakları için büyük tehlike için bu tür çoğaltımların kolaylık sağlamak için yapılabileceği, ancak giderden tasarrufa aracı olmaması gerektiği savunulmuştur.

  1. Mali ve Manevi Hak İhlallerinde Başvurulabilecek Hukuki Yollar

Eser sahibinin veya mali hak sahibinin haklarının izin alınmadan kullanılması veya iznin aşılması hallerinde  FSEK 66 ve devamındaki hükümlerde ayrıntılı bir şekilde öngörülen hukuk ve ceza davaları gündeme gelir.

Yabancılık unsuru taşımayan yani hem davacının hem davalının Türk vatandaşı veya Türk Hukuku çerçevesinde kurulu tüzel kişi olduğu ihlallerde Türk hukukundaki yetki prensipleri uygulanacaktır. Buna göre genel yetki kuralına göre davalının ikametgahı mahkemesi yetkili olacaktır. Özel yetki kurallarına göre ise sözleşmeden doğan davalarda edimin ifa edileceği yer mahkemesi veya davalı veya vekilinin davanın açıldığı tarihte orada bulunmaları şartı ile sözleşmenin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir. Haksız fiilden doğan davalar, fiilin vukuu bulduğu yer mahkemesinde açılabilir.

Yabancılık unsuru taşıyan ihlaller açısından, Uluslararası Özel Hukuk alanında hukuk seçme özgürlüğüne paralel olarak Uluslararası Usul Hukuku alanında da taraflara ihtilaf halinde başvurulacak yargı merciini seçme özgürlüğü tanınmıştır. Bu alanda anlaşmada bir hüküm bulunmaması ve daha sonradan da bir anlaşma yapılmaması halinde yetkili mahkeme uluslararası yetki kuralları çerçevesinde belirlenecektir.

Ceza davaları açısından Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda eser sahibinin veya mali hak sahibinin haklarını ihlal eden eylemler için  iki yıldan başlayıp dört yıl ve altı yıla değişen hapis ve on milyardan yüz elli milyar liraya kadar para cezası öngörülmüştür.

Hukuk davaları açısından ise hakları ihlal edilen eser sahipleri aşağıdaki davaları açabilirler:

  • Eser sahibinin tespitine yönelik tespit davaları ve ihlale ilişkin delillerin tespitine ilişkin takipler.
  • Tecavüzün ref’i (Tecavüzün giderilmesi) davası,
  • Manevi ve mali tazminat davaları.

Yukarıda sayılan manevi ve mali haklara tecavüz halinde tecavüzün tesbiti ile ref’i  ve tazminat davaları açılabilir.

Eser sahibinin tespitine ilişkin davalar doktrinde tespit davası olarak anılırlar. Tespit davaları ile her çeşit talebin ve hukuki münasebetin tespiti istenebilir  (Üstündağ, 1997).  Fikri haklar bakımından ancak hak sahipliğinin tespiti veya tarafların aralarındaki bir hukuki ilişkinin tespiti istenebilir. Ancak bir olayın tespiti için tespit davası açılamaz. Bu nedenle internet üzerinden hakları ihlal edilen hak sahipleri ancak delil tespiti olarak anılan usule başvurabilirler. Bu tespitin amacı dava açılması halinde geçecek olan süreden tasarruf ederek ihlale ilişkin delilleri derhal tespit etmektir. Şeyin hali hazırdaki durumundan kendi lehine haklar çıkarmak isteyen veya kendi aleyhine hakların dermeyanından korkan kimse, tespitte bir hukuki menfaate sahiptir (Üstündağ, 1997).  Özellikle değişimin çok hızlı olduğu internet ortamında delillerin mümkün olduğunca hızlı şekilde tespiti çok önemli olduğundan delil tespiti sıkça başvurulan bir yoldur.

Hukuk davalarından manevi ve maddi tazminat davaları açılabilir. Önceki bölümlerde sayılan eser sahibinin adını belirtmeme, eseri değiştirme gibi hukuka aykırılıklarda manevi tazminat olarak tarafların mali gücü oranında ve olayın ağırlığı ile orantılı bir tazminat istenebilir. Yayma, çoğaltma, temsil gibi mali haklara ilişkin olarak da uğranılan zarar ve kâr kaybına oranlı bir bedel talep edilebilir. FSEK 68. madde hükmüne göre izni alınmamış eser sahibi, maddi zarar olarak, bu esere ilişkin önceden veya başkaları ile yapmış olduğu sözleşme bedeli, emsal veya rayiç bedel itibarıyla uğradığı zararını talep edebilir. Manevi ve mali haklara tecavüz halinde ek olarak hukuka aykırı hareket eden kişinin bu eylemi ile elde etmiş olduğu kar da talep edilebilir, ancak FSEK 68. maddeye göre istenmiş olan bedel bu bedelden düşülür.

  1. FSEK Kapsamında Eser Olarak Korunmayan Eğitim Materyalleri

FSEK açısından “eser” tanımlanırken belirtilmiş olduğu gibi bir fikri ve sanatsal çaba sahibinin hususiyetini taşımıyor ve yasada öngörülen eser gruplarından birini girmiyorsa eser sayılmayacaktır. Bu nedenle herkesin zorunlu olarak aynı şekilde oluşturacağı materyaller -örneğin Bayrak Kanunu ile Türk bayrağının ölçüleri belirlenmiş olduğuna göre ölçülere uygun bayrak çizimleri veya bir metnin hecelenmesini gösteren kartlar gibi herkesin aynı şekilde yapacağı materyaller eser sayılmayacaktır. Ancak burada da örneğin heceleme kartları örneğinde her bir kartta farklı çizim veya şekiller kullanılması, heceleme işleminin görsel işitsel uyaranlarla desteklenmiş şekilde anlatılması gibi farklılaştırıcı unsurlar eklenirse eser niteliği taşıyacaktır.

Bu konuda ikinci önemli husus fikirlerin değil, uyarlanmış, eser haline getirilmiş eserlerin korunmasıdır. Bir fikir ne kadar özgün olursa olsun FSEK anlamında eser olarak korunmaz. Fikir ve düşünceler, ancak bir şekle büründüğünde yani eser formunda açıklığında fikri hukuk kapsamına girer. Tüm bu açıklamalar çerçevesinden de görüleceği üzere, fikir ve düşünceler, ancak bir şekle büründüğünde yani eser formunda açıklığında fikri hukuk kapsamına girer. Yani Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku çerçevesinde korunan husus, düşünceler ve fikirler değil bunların ifade şeklidir. Fikri çalışmanın eser olarak korunabilmesi için fikir düzeyini aşmaları gerekir. Herkes tarafından ileri sürülebilecek, yeterince detaylandırılmamış, insanlığın ortak malı niteliğinde kalmış ve özgünleşmemiş fikirler eser olarak korunmazlar[6]. Bu nedenle örneğin belirli öğrenme güçlüğü olan kişilerin eğitiminde kullanılacak bir metot FSEK kapsamında korunmayacaktır. Bu metodu anlatan kitaplar, bu metodun uygulanmasında kullanılmak üzere geliştirilen görsel, işitse, fiziki materyaller veya bilgisayar programları diğer koşulları karşılamaları durumunda eser olarak korunabilir ancak aynı metodu kullanmak için farklı materyaller veya programlar oluşturulması fikrin çoğaltıldığı iddiası ile FSEK açısından mali hak ihlali oluşturmayacaktır.[7]

Ancak bu çalışmanın konusu olmamakla birlikte, eğitim materyallerinin de marka hakkına konu olabilecekleri, ürün niteliğine sahip bazı materyallerin şartlar yerine gelmekte ise patent, faydalı model veya endüstriyel tasarım olarak sınai haklar kapsamında (örneğin belirli oyuncaklar veya spor araçları gibi) korunabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca tacir olan eğitim kurumları açısından birbirlerinin materyallerine karışıklığa yol açacak şekilde veya bir diğerinin materyali imiş gibi hazırlanan materyallerin kullanımı Türk Ticaret Kanunu’nun haksız rekabete ilişkin hükümleri bağlamında da değerlendirilmelidir.

  1. Sonuç

Eğitim materyali kavramı çok geniş bir yelpazeyi kapsadığından tüm eğitim materyallerinin hukuki nitelikleri ve korunma kapsamları açısından tek bir görüş belirtebilmek mümkün değildir. Ancak birçok eğitim materyali FSEK kapsamlıda eser olarak nitelendirebilecek olduğundan ve bu kapsam eser sahibine kuvvetli bir koruma getirdiğinden öncelikle ilgili materyalin bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilemeyeceği belirlenmelidir. Materyal bu kapsamda ise özel mevzuat olan FSEK bağlamında mali ve manevi hakların korunmasına ilişkin prosedür uygulanacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken bir önemli nokta eğitim amaçlı kullanım istisnası ve bu istisnanın sınırları olmalıdır.

Eğitim ve haber verme amaçlı olarak kullanma istisnası kamu yararı ve üretimin önceki kaynaklar kullanılarak sürdürülebilmesi açısından gerekli hatta zorunludur. Çünkü bu istisnanın tanınmaması durumunda maddi açıdan olanakları sınırlı olan eğitim kurumları ve araştırmacılar kullanacakları materyaller için telif bedeli ödeyemeyeceklerinden pek çok kaynağa erişemeyeceklerdir. Bu da bir yandan eğitimde fırsat eşitliğini zedeleyecek, bir yandan da araştırmacıların araştırmaları için gerekli kaynaklara erişimini kısıtlayacağından yeni materyallerin üretimini de engelleyecektir. Dolayısıyla eğitim istisnasının tanınması zorunludur. Ancak, bu istisnanın çok geniş tutulması da başta kötü niyetli kişilerce kötüye kullanım olmak üzere pek çok başka soruna yol açacaktır. Öncelikle eğitim materyallerinin bir bölümü zaten sadece eğitim amacıyla kullanılmak üzere hazırlandıklarından bu istisnayı sınırlamadan kullanılmasına olanak vermek materyalin eser sahibinin hiçbir zaman eserinden telif geliri elde edememesine neden olacaktır. Ayrıca bu tür materyaller artık serbest çalışan gerçek kişilerce bağımsız çalışmalar sonucu üretilmekten çok bu materyallerin ticaretini yaparak gelir elde etmek amacıyla kurulmuş işletmelerce çalışanlarına ürettirilmektedir. Bu nedenle de geniş eğitim istisnalarının tanınması gelir kaybına uğrayan şirketlerin bu alanda çalışmayı karlı bulmamaları nedeniyle aynen istisna tanınmaması durumunda olabileceği gibi yeni eğitim materyallerinin üretimini azalmasına yol açacaktır. Dolayısıyla bu istisnanın her olayda olay birçok yönden incelenerek en adil şekilde davranılması büyük önem taşımaktadır.

Konu ile ilgili bir diğer önemli husus ise FSEK bağlamında eser olarak korunamayan materyallerin durumudur. Yukarıda da arz etmiş olduğumuz gibi yasada sayılı kategorilere dahil olmayan yeni bir tür olması ve veya sahibinin hususiyetini taşımaması nedenleri ile bazı eğitim materyalleri eser olarak nitelenemeyebilir. Örnek olarak bir eğitim kurumunun belirlemiş olduğu sertifika programının başlıkları ve alt başlıkları, ders programları, derslerin işleniş biçimi veya bir öğretme metodolojisi gibi yoğun emek ve çalışma gerektiren bazı materyaller FSEK veya diğer ülkelerde yürürlükte olan benzer mevzuat gereği eser olarak korunmayacaklardır. Ancak bu materyallerin önemli işlevsel ve ticari değerleri olduğu açıktır. Bu nedenle bu materyaller açısından hak sahibinin tacir olup olmaması da dikkate alınarak haksız rekabete ilişkin düzenlemeler ile korunup korunamayacağı, ilgili materyalin sınai haklar veya marka hakkı kapsamında korunup korunamayacağı gibi farklı koruma yolları da incelenmelidir. Her özel olayda ilgili olayın nitelikleri tüm yönleri ile incelenerek ve mümkün olduğunca materyalin planlanması aşamasında bu konu değerlendirilerek ileride yaşanabilecek sorunlardan kaçınılmalıdır.

Çıkar Çatışması: Bu çalışmada 3. Şahısların haklarını ihlal edecek bir husus olmadığını beyan ve taahhüt ederim

Hakem Değerlendirmesi: Dış bağımsız

Peer-review: Externally peer-reviewed.

Declaration of Interests:

I hereby declare that I am the owner of the above work and the work does not infringe any others copyright

Kaynaklar

Arı, M. H. (2003). Patent lisansı anlaşmalarında münhasırlık ve bölgesel sınırlamalar. Rekabet Kurumu Yayınları.

Arslanlı, H. (1954). Fikri hukuk dersleri. Fikir ve Sanat Ürünleri C. II. Sulhi Garan Matbaası.

Ayiter, N. (1981). Hukukta Fikir ve Sanat Ürünleri. Sevinç Matbaası.

Bainbridge, D. (2002). Intellectual Property. Longman Pearson Ltd.

Baygın, C. (2002). Fikri Hukukta Yaratıcı Eser Sahibi ve Eser Üzerindeki Mali Hakları Kullanmaya Kanunen Yetkili Sayılan Kişiler, Prof. Dr. Ömer Teoman’a 55. yaş Günü Armağanı. Beta Basım Yayım Dağıtım.

Beşiroğlu, A. (2002). Düşünce Ürünleri Üzerindeki Haklar. Fikir Hukuku, Birinci cilt, Temel Kurallar. APB Yayınları.

Erel Şafak, N. (1998). Türk Fikir ve Sanat Hukuku. İmaj Yayıncılık.

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu [FSEK]. (2021). . Seçkin Yayıncılık.

Genç Arıdemir, A. (2003). Türk Hukukunda Eser Sahibinin Çoğaltma ve Yayma Hakları. Vedat Kitapçılık.

Hatemi, H. (2001). Kişiler Hukuku. Filiz Kitabevi.

Hirsch, E. E. (1948). Fikri ve Sınai Haklar. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları. AR Basımevi.

Kaplan, Y. (2003). Avrupa tebligat hukukundaki gelişmeler, düzenleme çalışmaları açısından Almanya örneği ve Türk hukuku. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 52(3), 199-227. https://doi.org/10.1501/Hukfak_0000000516

Karakuzu Baytan, D. (2005). Fikir Mülkiyeti Hukuku. Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş.

Memiş T. (2000). Fikri Hukuk Bakımından İnternet Ortamında Müzik Sunumu. Seçkin Yayınevi,

Memiş, T. (2022, Haziran 15). Fikri Hukuk Bakımından Link ve Frame Verilmesi. https://www.acarindex.com/public-and-private-international-law-bulletin/fikri-hukuk-bakimindan-link-ve-frame-kavrami-46974,

Öztrak, İ. (1977). Fikir ve Sanat Eserleri Üzerindeki Haklar. A.Ü.S.B.F. Yayınları.

.  https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2001/03/M%C3%9CKERRER/20010303.pdf

Resmi Gazete. (1951, Aralık 13). 5846 sayılı FSEK. https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/7981.pdf

Tekinalp, Ü. (1999). Fikri Mülkiyet Hukuku. Beta Basım

The European Parliament and of the Council. (2001, Haziran 22). Directive 2001/29/EC of the European Parliament and of the Council of 22 May 2001 on the harmonisation of certain aspects of copyright and related rights in the information society (Official Journal L 167, 22/06/2001 P. 0010 – 0019). https://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:32001L0029:en:HTML

Topaloğlu, M. (1997). Bilgisayar Programları Üzerindeki Haklar ve Bu Hakların Korunması. TBV Yayınları.

Topaloğlu, M. (2005). Internette Fikri Haklar Sorunları. http://www.turkhukuksitesi.com/makale_28.htm Erişim:15/06/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanakları. (1999). Dönem: 21 Yasama Yılı: 2 S. Sayısı: 402 Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/538) http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem21/yil01/ss402m.htm

UK Legislation. (1988). Copyright, Designs and Patents Act 1988.  https://www.legislation.gov.uk/ukpga/1988/48/contents

Üstündağ, S. (1997). Medeni Yargılama Hukuku, Cilt 1-2. Alfa Basın Yayın Dağıtım.

Yarsuvat, D. (1977). Türk Hukukunda Eser Sahibi ve Hakları. Sulhi Garan Matbaası.

Yavuz, C. (2004). Borçlar Hukuku Dersleri (Özel Hükümler). Beta Basın Yayın Dağıtım.

Yıldırım, M. F. (1999). Standart Bilgisayar Program Devir Sözleşmeleri. TBV Yayınları.

[1] Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Konvansiyonu konvansiyonun amacının sanatsal ve edebi eserlerin sahiplerinin bu eserler üzerindeki haklarını korumak olduğunu belirttikten sonra edebi ve sanatsal eser kavramının tanımını yapmıştır. WCT ise koruma kapsamında olan eser türlerini belirlememiş ancak Bern konvansiyonuna gönderme yaparak taraf ülkelerin bu konvansiyonun 2-6. maddeleri ile bağlı olduklarını belirtmiştir.

[2] İstanbul 1. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2015/226, K. 2019/23, T. 17.1.2019

[3] WCT (WIPO Copyright Treaty – WIPO Telif Hakkı Sözleşmesi)

[4] WPPT (WIPO Performances and Phonograms Treaty  WIPO İcraları ve Fonogram Anlaşması)

[5] TRIPS (Agreement on Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights- Fikri Mülkiyet Haklarının Ticaretle İlgili Yönleri Hakkında Anlaşma)

[6] İstanbul 2. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2018/206 K. 2019/231, T. 30.5.2019

[7] Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacının “ANATOMİ ŞEKİL KİTAPÇIĞI”nın iki bölümden oluştuğu, birinci bölümün 60 sayfa, ikinci bölümün ise 180 sayfa olduğu, üzerinde herhangi bir yazar ismi bulunmadığı ve içeriğinin öğretimde kullanılan slaytlardan ibaret bulunduğu, anatomi atlaslarından yapılan alıntılarla oluşturulduğu, herhangi bir hususiyet taşımadığından eser sayılmasının mümkün olmadığı, davalıların yayımını gerçekleştirdiği “SMT ANATOMİ SLAYT ATLASI” ürününün 2010 ve 2012 yıllarında iki baskısının yapıldığı, içeriğinin öğretimde kullanılan slaytların basılı hale getirilmesinden oluşturulduğu, herhangi bir hususiyet taşımadığından eser sayılmasının mümkün olmadığı, davacı ve davalı ürünlerinin içeriğindeki slaytların 533’ünün aynı nitelikte olduğu, her birinin genel anatomi kitap ve atlasları ile internetten alınmış bulundukları, bunların doğrudan davalı kitabından alındığının kesin olarak tespitinin yapılamadığı, ortak olan 533 slayttaki resimlerin herhangi bir özgünlük taşımadığı, dünyadaki hemen her anatomi öğretim üyesinin derslerinde yararlandığı ve yaygın kullanımı olan anatomi kaynaklarından alındıkları, ortak unsurların birinin diğerinden alındığını göstermeye elverişli olmadığı, davanın FSEK kapsamında olan eserden kaynaklanan haklara tecavüze dayalı telif tazminatı istemini içerdiği, oysa davacının dayandığı ürünün eser vasfının olmadığı, telif tazminatının sadece eserden doğan hakların ihlali halinde hüküm altına alınabileceği,… Yargıtay Kararı – 11. HD., E. 2020/8 K. 2020/3469 T. 7.7.2020

Eğitim materyallerinde telif

Akademik çalışmalarda telife ne kadar dikkat ediyoruz?